Sezaryen Doğum

Sezaryen hakkında merak edilenler

Sezaryenle doğum hakkında merak edilenler

Son yıllarda farklı nedenlere bağlı olarak daha fazla tercih edilen sezaryen ile doğum sonrasındaki izlemlerin kurallara uygun ve dikkatlice yapılması, ameliyat sonrası gelişebilecek komplikasyonların riskini önemli ölçüde azaltıyor.

Sezaryen, 20 haftadan büyük fetusun karın yoluyla rahim duvarına yapılan insizyondan doğurtulması olarak tanımlanıyor. Günümüzde önerilen bir yöntem olmamakla birlikte, kadınların kariyer yapmaları, geç evlilikler ve ileri yaş gebelikler dolayısıyla sezaryen sayısının belirgin oranda arttığı görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği sezaryen oranı %15 – 20 olmakla birlikte, Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de sezaryenle doğum oranı yaklaşık %40 civarında gerçekleşiyor.

Son yıllarda sezaryen oranlarında görülen artışın nedenleri, yöntemin hangi durumlarda kullanılması gerektiği ve teknikleriyle ilgili Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Op. Dr. Nuri Ceydeli ve Op. Dr. Ebru Füsun Işık’la konuştuk.

Özellikle son yıllarda olan sezaryenle doğum oranındaki artışı nasıl açıklayabiliriz?
Kadınların kariyer yapma tercihleri, gebelik yaşının ilerlemesine neden oluyor. Geç doğumlarla birlikte, sezaryen oranlarında da artış yaşanıyor. Ayrıca, teknolojik gelişmelerle birlikte artık bebek daha yakından izleniyor. Bu sayede normal doğum sırasında oluşabilecek herhangi bir sorun halinde de, normal doğum sezaryenle sonlandırılıyor. Bebek ve anne üzerindeki riskleri nedeniyle normal doğumda yardımcı tekniklerin kullanımının azalması da, normal doğumun son evresinde sezaryene dönülmesi sıklığını artıran bir diğer etken. Hastaların bir kısmı normal doğum riskini azaltmak için sezaryenle doğumu tercih edebiliyorlar.

Sezaryenle doğum sırasında gelişebilecek komplikasyonlar nelerdir?

Sezaryenle doğumda görülebilecek sorunların sıklığı, sezaryenin aciliyetinden, yapıldığı ortamdan ve koşullardan etkileniyor. Acil yapılan sezaryenler sırasında, uygun olmayan hijyenik ortam, yetersiz aletler gibi nedenlerle, sorun yaşama olasılığı artıyor. Sezaryen olan hastada görülebilen komplikasyonların çoğu, normal doğum sırasında görülebilenlerle benzer oranda gerçekleşiyor. Ancak bebeğin doğumundan sonra, rahim kaslarının yeterince kasılamaması nedeniyle şiddetli ve yoğun kanama olabiliyor. Bebeğin doğumu sırasında da rahime yapılan kesi fazla gerilme nedeniyle genişleyebiliyor ve yırtılmalar olabiliyor. Bu sırada mesane de yaralanabiliyor.

Enfeksiyonlara bağlı komplikasyon oranları düşüyor sezaryenle doğum sonrasında yaşanan komplikasyonlar nelerdir?

# Sezaryen sonrası rahim içi iltihaplanmasına ortalama %35 – 40 oranında rastlanıyor. Bu durum en sık olarak uzun süre doğum eyleminde kalıp, suyu geldikten sonra doğuma kadar geçen sürenin uzadığı ve doğumun sezaryenle gerçekleştiği durumlarda görülüyor.
# Sonda takılmasına bağlı olarak idrar yollarında enfeksiyon oluşabiliyor. Ancak antibiyotiklerin varlığı sayesinde, doğum sonrasında hayatı tehdit eden enfeksiyonlara bağlı komplikasyonlara %2’den daha az rastlanıyor.
# Anestezi sırasında ve sezaryen sonrası ağrı kontrolü için kullanılan ağrı kesiciler de barsak fonksiyonlarını etkileyebiliyor. Buna bağlı olarak ameliyattan sonraki ilk 24 saat içinde hastalarda bulantı ve karında gerginlik olabiliyor. Ayrıca ender olarak barsak fonksiyonlarının düzene girmesi gecikebiliyor.
# Gebelik ve loğusalık sürecinde hastanın vücudundaki kanın damar içerisinde pıhtılaşma olasılığı ve buna bağlı damar tıkanıklığı riski artıyor. Tüm doğumların %0.24’ünde görülen bu risk, sezaryenle doğum sonrasında daha fazla yükseliyor.

Bir şişmanlık sorunu olan obezite, hareket kısıtlılığı, annenin yaşının ileri olması ve yapılan doğum sayısındaki artış, damar tıkanıklığı riskini artıran diğer etkenler arasında yer alıyor. Derin ven trombozu, yani toplardamarlarda biriken kan tedavi edilmediği takdirde %15 – 25 olasılıkla akciğerlere giden damarlara pıhtı atılmasına yol açabiliyor.

Kanın damar içinde pıhtılaşması ve bu duruma bağlı gelişen damar tıkanıklığı, kendini genelde tek taraflı bacaklarda hassasiyet, kızarıklık ve şişlik olarak belli ediyor.

Sezaryen sonrasını daha konforlu geçirebilmek için yapılabilecekler nelerdir?

Genelde ameliyattan sonra ilk sekiz ile 12 saat içinde hastanın yataktan kaldırılması akciğerlerin hava almasına, damar tıkanıklığının önlenmesine, mesane ve barsak fonksiyonlarının düzene girmesine yardımcı oluyor. Sezaryen sonrası hastalar, ilk gün genelde rahatça ayağa kalkabiliyor, etrafta dolaşabiliyor ve ikinci gün ise duş alabiliyorlar. Yine işlemden ilk altı saatten sonra ağızdan önce sıvı, sonra katı gıda alımına başlanabiliyor. Enfeksiyon riskini en aza indirmek için sezaryen sonrası tercihen ilk 12 saat içinde hastaya sonda takılıyor. Sezaryen yerindeki pansuman ise ameliyattan 24 saat sonra açılıyor, yerine başka bir pansuman yaptırmaya gerek kalmıyor.

Sezaryenle doğum yapan bir kadın, daha sonra normal doğum yapabilir mi?

Eskiden bir kere sezaryen yapıldı mı, daima sezaryen yapılacak diye düşünülürdü. Artık bu görüş değişti. Kadında normal doğum yapmasını engelleyecek bir sorun yoksa, önceki sezaryenin yapılma nedeni kalıcı değilse, sonraki doğumda vajinal doğum denenebiliyor. Önceki klasik sezaryen, ileri derecede pelvis darlığı, travma veya doğumda yırtılma olması, acil şartlar için hazırlıklı olunmaması gibi durumlar sezaryen sonrası normal doğum denemesini olanaksız kılıyor. Birden fazla sezaryen yapılmış olgularda vajinal doğumun denenmemesi gerekiyor. Ancak iki kez sezaryen olan kişilerde uterin yırtılma riski %1 – 4 arasında bulunuyor. İki kez sezaryen olmuş kişilerde ise uterin yırtılma riski daha önce bir kez olanlara oranla beş kat daha fazla. Toplam sezaryen sonrası vajinal doğumda uterin yırtılma riski %6’dır. Bu risk ayrıntılı bir şekilde hastaya anlatılırsa ve hasta da bunu onaylarsa, normal doğum denenebiliyor.

Sezaryende hangi anestezi yöntemi kullanılmalı?

Sezaryen sırasında uygulanan anestezi yöntemleri genel ve bölgesel olmak üzere ikiye ayrılıyor. Anestezi yöntemlerinden hangisinin anne adayı için uygun olacağına hekimin karar vermesi gerekiyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Anestezi Bölüm Direktörü Dr. Sahil Barlas, gebelikle ilgili anne ölümleri oranının 100 bin canlı doğumda 6.1 – 12 arasında değişirken, bu oranların sadece %2 – 3’ünün anesteziye bağlı olarak ortaya çıktığını belirtiyor.

Dr. Barlas’ın verdiği bilgiye göre, sezaryenle doğum yapacak anne adayları için farklı anestezi yöntemleri kullanılıyor. Anestezinin seçimini cerrahinin aciliyeti, hasta – cerrah ve anestezi uzmanının tercihi gibi pek çok faktör belirliyor. Anestezi yöntemleri; genel anestezi ve bölgesel anestezi olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Bölgesel anestezi de kendi içinde; spinal, epidural, kombine spinal – epidural olarak sınıflandırılıyor.

Anestezi yöntemlerinin avantaj ve dezavantajları

Dr. Sahil Barlas, sezaryende kullanılan anestezi yöntemlerinin avantaj ve dezavantajları hakkında şu bilgileri veriyor:
Genel anestezinin avantajları: Ameliyata çok hızlı ve güvenilir bir başlangıç sağlıyor. Bu nedenle de genelde acil vakalar için tercih ediliyor. Ayrıca genel anestezide hastanın havayolu ve solunum kontrolü daha güvenli bir şekilde yapılıyor ve tansiyon değişiklikleri de daha kontrollü oluyor.

Genel anestezinin dezavantajları: Anne mide içeriğinin akciğerlere kaçma riskinin daha yüksek olabilmesi ve havayolu sağlanmasının zor olması genel anestezinin dezavantajları arasında ilk sıralarda geliyor. Bunun yanında, annenin cerrahi sonrasında bebeğini emzirmesi kısa süreli de olsa gecikebiliyor. Ayrıca, çok az miktarlarda olsa bile anestezik ilaçların anne dolaşımı yoluyla bebeğe geçmesi, bebekte erken dönem tembelliğine yol açabiliyor.

Bölgesel anestezinin avantajları: Bölgesel anestezide anne ölüm oranları, genel anesteziye göre çok daha düşük seviyelerde görülüyor ve bebek, anestezik ilaçlara çok düşük oranda maruz kalıyor. Anestezi başlangıcında görülebilen mide içeriğinin akciğerlere kaçma riski, bölgesel anestezide çok daha düşük oluyor. Ayrıca ameliyat sonrası yapılan ağrı tedavisi, bölgesel anestezide daha iyi sonuçlar veriyor.

Bölgesel anestezinin dezavantajları: Dezavantajlarının başında teknik ve uygulama olarak zor ve deneyim gerektiren bir yöntem olması geliyor. Anne için nispeten zorlayıcı bir pozisyonda uygulanıyor olması, bazı durumlarda genel anesteziye geçilmesine neden oluyor. Kan basıncı kontrolünün daha zor olabilmesi de, diğer dezavantajları arasında yer alıyor. Amerika’da yapılan sezaryenlerin %80’inde anne ölüm oranlarının daha az olması nedeniyle, bölgesel anestezi yöntemleri tercih ediliyor. Türkiye’de ise bu oranlar, bölgesel yöntemlerde deneyim eksikliği nedeniyle genel anesteziye göre çok daha yüksek oluyor. Dr. Barlas, Anadolu Sağlık Merkezi Anestezi Bölümü’nde bu oranların yaklaşık %50 olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Hedefimiz sağlık engeli olmayan tüm vakalarda bölgesel anestezi yöntemlerini uygulamaktır.”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu