Haber & Röportaj

Sevinç Erbulak’la anneliğe dair: Kavin benim için sanat eseri

Annelik nasıl gidiyor, zorlandığınız zamanlar oluyor mu?

Annelik öyle bir serüven ki, aslında olduğunuz anının tadını çıkarmanız gerekirken hep bir sonraki etabı düşünüyorsunuz. Kavin şuan üç yaşında bu yüzden ben de şimdi ileride ne gibi tatlı sürprizlerle karşılaşacağımı merak ediyorum. Çocuğu olan arkadaşlarıma “Kavin dört yaşına geldiğinde bir kafeye gidip oturup sohbet edebilecek miyiz ya da televizyonda izlediğimiz bir şey üzerine konuşabilecek miyiz?” diye sorduğumda “evet” cevabını alıyorum ve çok heyecanlanıyorum. Kavin benim için bir sanat eseri; sanki bir Mono Lisa… İlk fırça darbesini attığım ve şuan bitmek üzere ve her şeyin çok iyi olduğunu hissediyorum. Benim dışımda çocuğuna Mono Lisa gözüyle bakan birçok arkadaşım var, herkes kendi çocuğunu çok özel ve inanılmaz buluyor. Önemli olan çocuğu doğru işlemek, doğru kodlamak ve yönlendirmek…

Hayalinizdeki anne profiline uygun bir anne misiniz peki?

Hamile kalmadan önce kendime anne olarak çizdiğim çok farklı bir profil vardı. Ajanda gibi bir kadınımdır fakat annelikl


 

e ilgili olarak söylediklerimi ne yaptım, ne yapabildim. Yapmaya çalıştığım şeyler oldu ama son derece başarısız oldum. Eskiden çocuğunu yurt dışında okumaya göndermeyen aileleri kınıyor, “hastasınız siz, o çocuk sizin malınız değil, istediğini yapar” diyordum. Ama şimdi Kavin’i nasıl yurt dışında okumaya gönderirim diye kara kara düşünüyorum, ondan ayrı kalamazmışım gibi geliyor.



Bu yaşlar en çok soru sorduğu ve meraklı olduğu yaşlardır, her soruya cevap verebiliyor musunuz?

Kavin bir buçuk yaşından beri çok düzgün bir şekilde konuşmaya başladı. Şimdiyse durduramıyoruz onu, susmamacasına konuşuyor. Birçok annenin rahatsız olduğu bir durum bu fakat ben Kavin’i bıcır bıcır konuşmasına bayılıyorum. Katıldığım bir seminerde bir psikolog bu konuyla ilgili olarak “Bebeğinizin tek bir hece kurmasını, dört gözle beklediniz, şimdi neden susmasını istiyorsunuz?” demişti. Gerçekten de öyle, çocuğunun konuşmasından rahatsız olan bir anne hiçbir zaman olmadım. 2000’li çocuklar bizlerden çok daha farklı, onların algı ve zeka hızlarına yetişmek mümkün değil. Öyle sorularla karşınıza geliyorlar ki “Elektrikler kesikti, ben bu konuya çalışamamıştım,” derken buluyorum kendimi. Ve bu bir gerçek ki çocuklar hiçbir şeyi unutmuyor.

Neler yapıyorsunuz birlikte, nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Sabah kalkar kalmaz “Anne güneş uyandı mı?” diye soruyor, sonra da “Bugün okul günü mü?” Eğer o gün okul varsa okul için hazırlık yapıyoruz, eğer hafta sonuysa yaşına uygun tiyatro oyunlarına ve müzikallere gidiyoruz. Ben de oyuncu olduğum için oyun sonrasında kulise gitme şansımız oluyor, oyundaki kahramanlarla tanışıyor. Dolayısıyla işin hem gerçek hem de illüzyonist kısmını görüyor. Bunu dışında benim oynadığım bazı oyunların sonunda seyirciyi selamlarken o da bizimle birlikte sahneye çıkıp herkesi selamlıyor. Bunların dışında okula gitmediğimiz günlerde mutlaka bir plan program yapmak istiyor. Bol bol gezip, eğleniyoruz.

Oyuncu olmak istiyor mu?

Büyüyünce ne olmak istiyorsun, hangi mesleği yapacaksın dediğimizde, eliyle beni işaret ediyor. Ben de istiyorum oyuncu olmasını fakat bunun için kesinlikle onu zorlamam, o hangi mesleği istiyorsa onu seçer.

Televizyonla arası nasıl, izliyor mu?

Kendi yaşına uygun olan şeyleri izliyor elbette ama bir de Kıvanç Tatlıtuğ’a olan hayranlığından dolayı Aşk-ı Memnu’yu izliyor. Kavin Kıvanç’ı çok seviyor, odasına fotoğraflarını asıyor. Bir gün Aşk-ı Memnu dizisinin setine gittik, sırf Kavin Kıvanç’ı görmek istediği için… Ona sarılarak fotoğraflarını çektim.

Ne zaman okula başladı, ilk günlerde zorlandınız mı?

Bu kışın başında okula başladı. Okula başlaması da bugüne kadar aldığım kararlardan en iyisiydi. Kavin hem okul hem de ev tipi bir çocuk, bu yüzden zorlandığını söyleyemeyeceğim. Okul hayatımıza çok erken girdi ve önünde çok uzun bir yol var bu yüzden onu çok sıkmadan bir şeyler yüklemeye çalışıyorum. Bu yaşta okula göndermemin en büyük gayelerinde biri, dünyayı sadece bizim yaş grubumuzdan ibaret sanmasını istemediğim içindi. Çocuklu arkadaşlar olarak her ne kadar çok görüşmeye çalışsak da bir ay içinde en çok dört kez bir araya gelebiliyoruz. Bunun dışında bizim öğretmede güçlük çektiğimiz bazı alışkanlık ve huyları okul ortamında çok daha kolay öğrenebiliyorlar. Okuldaki öğretmenle mektuplaşıyoruz, benim burada sağlayamadığım bir şeyi okul sağlamaya başlıyor, okulun sağlamaya başladığı bir şeyi ben evde devamını getiriyorum.

Kavin’e kitap yazmayı düşünüyordunuz ne oldu?

Evet, hala öyle bir planım var. Bilgisayarımda “Güneş Uyandı”’ diye bir klasör var ve Kavin’e dair birçok şey yazıyorum… Genelde Kavin’in beni ters köşeye yatırdığı anılarımız yazıyor, bu çok güzel bir şey bence. Bir gün kitap olabilir bu yazılar.

Hamileliğiniz nasıl geçmişti peki, herhangi bir sorun yaşadınız mı?

Hamileliğimin en başından beri çok uzun yürüyüşler yaptım ve çok sağlıklı bir yeme programı uyguladım, bu yüzden hiç aşermedim. Hamileliğin getirmiş olduğu negatifliklerin hiçbirini yaşamadım; çok rahat merdiven de çıktım, araba da kullandım hatta doğumuma tek başıma bile gidebilirdim. Hamileliğimin dokuzuncu ayında dahi hiç zorluk yaşamadım, neredeyse ip atlayacaktım. İnsanlar hedefledikleri şeyleri yaşarlar bence. Eğer siz birilerine muhtaç olayım da hamileliğimin tadını çıkartayım derseniz, tuvalete giderken bile yardım isteyebilirsiniz. Ben her şeyi tek başıma yapmaya çalıştım ve hiç nazlanmadım. Bir tek nektarin aşermiştim, o da mevsimiydi, bu yüzden kimse nektarin bulmak için zorlanmadı.

Siz tek çocuksunuz, bunun artı ve eksilerini yaşadınız mı?

Evet, tek çocuğum ama babamın ilk eşinden bir ablam var, benden 10 yaş büyük. Ablamla çok güzel ilişkimiz var, çok iyi iki arkadaşız. Bir insanın kardeşinin olmasının ve olmamasının pozitif ve negatif bütün yönlerini biliyorum. Kardeşliğin negatif yönünü hiç yaşamadım ama çevremde yaşanan örneklere tanık oldum. Kendi annemizi, babamızı seçme şansımıza sahip olmadığımız gibi kardeşimizi de seçme şansımız yok. Bu yüzden madalyonun iki yönünü düşünmek gerekiyor. Her kardeş çok iyi anlaşamayabiliyor, ama kimi arkadaşlıklar, dostluklar çok özel oluyor, kardeşlik gibi… Çevremdeki bazı arkadaşlarım da bir gün benim ve eşimin bu hayattan ayrılacağını ve Kavin’in yalnız kalacağını söylüyorlar ve bunun için çocuk yapmamı öneriyorlar, ama böyle bir kasko için asla çocuk doğurmam. Doğacak çocuğun Kavin’le nasıl bir ilişkisi olacağını nerden bileyim. Aslında en büyük çekincem, yaşadığım ülkede mesleğimin algılanış biçimine güvenmememden kaynaklanıyor. Kavin’e sağladığım imkanların aynısını ikinci çocuğuma da karşılamak isterim. Her çocuk kendi kısmetiyle, şansıyla doğar derler ama ya doğmazsa!

Kavin çok değişik bir isim, ne anlama geliyor?

Aslında iki ismi var; Zeynep Kavin. Eşim, çocuğumuzun isminin Zeynep olmasını istedi, bence de çok güzel bir isim ama Zeynep ismi tek başına yeterli gelmedi bana. Harıl harıl isim bulmaya çalışırken eşimin yengesi, “Kavin koy kızının adını” dedi. “O ne demek yenge” dedim. Sonra Kavin’in güçlü, sağlam, kendi ayakları üzerine basan kişi anlamına geldiğini öğrendim ve bunu beni çok etkiledi. Evet dedim kendi kendime, kızımın adı Kavin olmalı. Hamileliğim boyunca bebeğim için günlük tuttum ve yazılarımda hep “Kavin” diye hitap ettim. Zeynep ismini de Kavin ismini de nüfus cüzdanına yazdırdık.  

Doğumdan ne kadar süre sonra çalışmaya başladınız?

Kavin doğduktan 11 ay sonra tiyatroya başladım. Doğurmadan önce kendi kendime, doğumdan üç ay sonra evde olmaktan sıkılırım ve tiyatroya başlarım herhalde diye düşünüyordum, fakat annelik o kadar zevkli geldi ki tiyatrodan 11 yıl da aramasalar gitmezdim herhalde. Tabii 11 ay sonra tiyatroya geri döndüğümde çok mutlu oldum, çünkü nasıl bir meslekle uğraştığımı unutmuştum, bunu tekrardan hatırladım. Kavin’in mesleğime katkısı da oldu, içimdeki çocuğu bana tekrardan hatırlattı ve bunun oyunculuğuma çok güzel etkileri oldu.

Kavin’in babasıyla arası nasıl?

Annelik başlı başına bir meslek bence, tuhaf bir sinerjisi var. Hamile kaldığınız andan itibaren başlıyor ve seri bir şekilde gelişiyor. Babalık ise, bebeğin babayla ilişki kurmaya başladığı anda başlıyor. Ben doğum yaptığım zaman Dalin askerdi, doğumuma geldi, on gün sonra da askere geri döndü. Dalin askerden geldikten bir müddet sonra “Kavin, bana ne zaman sana baktığı gibi bakacak” demeye başladı. Allah Dalin’in söylediklerini duydu herhalde, şu anda Kavin’in bezini sadece babasına değiştiriyor, kıyafetlerini de sadece babasına giydirtiyor. Dalin, Kavin’in tek kişilik ordusu, istediği her şeyi anında yerine getiriyor. Kız çocuğunun babayla farklı bir ilişkisi olduğu gerçekten doğru. İyi polis, kötü polis kim diye sorarsanız, kötü polis Dalin. Çünkü ben Kavin’e “hayır olmaz, yapma” dediğim zaman, “çok komiksin anne” diye gülerek cevap veriyor.

Söyleşi Müge Serçek
Fotoğraf Tuna Yılmaz

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu