İnci Türkay ve mutlu aile

Hem tiyatro hem televizyon programı yapıyorsunuz bu dönem, nasıl gidiyor?

Tiyatro İstanbul’da ‘Çılgın Ruh’ adlı oyunu oynuyoruz, çok keyifli geçiyor. Bunun dışında NTV’ye Tiyatro Klasikleri diye bir program hazırlıyoruz. Tekin ve Arzu Akmansoy’la birlikte her pazar yaptığımız, tiyatroyu çocuklara ve tüm bilmeyenlere anlatmak adına yirmi dakikalık bir program bu. Bir koşturmaca var ama şikayetçi değilim. Tüm bunların yanında hayatımın en büyük bölümünü Ali oluşturuyor. Beni çok mutlu ediyor.

Ali’yle nasıl zaman geçiriyorsunuz?

Sabah okula gitmek için güne uyanıyoruz, onu servisine bindiriyorum. Ondan sonra hayat benim için başlamış oluyor ve bir koşturmacanın içine düşüyorum. Ali akşam 16.30’da eve gelince yine her şey onun etrafında dönüyor. Bir köpeğimiz var, Ali’nin en yakın arkadaşı.

Köpek konusunda hijyen sizi endişelendirdi mi?

Hayır. Zaten Ali doğduğunda da evde başka bir köpeğim vardı, hamileliğim boyunca yanımdaydı. Hayatım boyunca hep bir köpeğim olmuştur, köpeksiz yaşayamam. Ali de doğar doğmaz köpekle tanıştı. Çok seviyor, hatta köpeksiz bir ev düşünemiyor. Sadece köpek de değil bütün hayvanları çok seviyor; kedi, kuş, balık… Ben de sokak hayvanları için yapılan her çalışmanın içinde yer almaya çalışıyorum. Köpeğimiz ‘Siyah’ her sabah Ali’yi servise bindiriyor. Tabii servisteki bütün çocuklar Siyah’ı görünce sevinçten çıldırıyor.

Okula gidiyor mu?

Evet, Ali bu sene okula başladı, bu konuda zorlanmadık açıkçası çünkü daha önce de anaokuluna gidiyordu. Fakat şimdi iş oyun oynamaktan çıktı biraz. Ciddi dersleri var; İngilizce öğreniyor, okulla birlikte müzelere, gezilere gidiyor. Bunların sonucu olarak bana sorduğu sorular gün geçtikçe zorlaşıyor.

Ne gibi?

Santralİstanbul’a gittiler geçenlerde, Ali eve geldikten sonra “Anne bugün hidrojen füzesi uçurdum, o füze nasıl uçtu bana anlatır mısın?” dedi. Bu yüzden ben de yakında ders çalışmaya başlayacağım herhalde! Zamane çocukları gerçekten çok başkalar; biz çocukken enerji kayması nasıl oluyor, atom bombası neydi diye hiç sormazdık. Şimdiki çocuklar bilimle ve kültürle daha iç içe yaşıyorlar ve daha meraklılar. Bu durumdan hiç şikayetçi değilim.

Başka özel yetenekleri var mı?

Yüzme ve kayağı çok seviyor, hatta kayakta bir de ödülü var. Kulağının çok iyi olduğunu gözlemliyorum, müziğe büyük bir düşkünlüğü var. Yaşının çok küçük olduğunu düşündüğüm için ders aldırmaya başlamadım fakat evde bir piyanomuz var ve kendi kendine çalıyor. Ali’nin en büyük özelliği bu yaşta kulis tozu yutmuş olması. Benimle birlikte hemen hemen her provaya giriyor. Hatta geçen gün evde karşıma geçip ‘Çılgın Ruh’ oyunumdaki bir sahneyi canlandırdı. Tüm hareketlerimi, mimiklerimi ve jestlerimi bire bir yaparak oynadı, şaşkınlıktan dehşete kapıldım.

Kaç yaşından beri sizinle tiyatroya geliyor?

Tiyatroyla tanışması iki yaşındayken oldu. Çocuk tiyatrolarına götürürdüm Ali’yi. Hatta ilk beş dakikada sıkıldığı için salondan çıktığımızı bilirim. Fakat benimle birlikte kulise gelmeye geçtiğimiz ağustos ayında başladı. Yine o zaman beni ilk kez sahnede izledi. Ama öncesinde yaptığım çalışmalarda da hep yanımdaydı; televizyonda programlarımı, dizilerimi izledi hep. Annesini elinde mikrofonla ekranlarda görmeye alışık, fakat tiyatro onu çok büyüledi; kulis, perde arkası, ışıklar, dekor… Şimdi oynadığımız iki perdelik oyunu hiç sıkılmadan oturup izliyor.

Oyuncu olmasını arzu eder misiniz?

Aslında hiç istemiyorum çünkü çok zor bir iş. Ütopik ve ayakları yere basmayan bir iş yapıyoruz. Ali’nin daha ayakları yere basan ve geçerli bir iş yapmasını isterim. Çünkü üzülmesini ve acı çekmesini istemem. Biz çok acılar çekiyoruz, zor bir dünya bizim mesleğimiz ve hiçbir şey layığıyla yapılmıyor.

‘Sihirli Annem’ dizisiyle tüm çocukların kalbinde taht kurdunuz. Ali de seviyor mu, izliyor mu diziyi?

Evet, her sabah izliyor Sihirli Annem’i. Oradaki karakterleri, konuşan köpeği, sihirleri çok seviyor. Diziyi yaparken insanların neden bu kadar çok hoşuna gittiğini anlayamamıştım, Ali’den sonra neden bu kadar çok tutulduğunu çok iyi anladım. Sihirli Annem başladığında televizyona yapışıyor ve hiç nefes almadan izliyor. Üstelik televizyon izlemeyi hiç sevmeyen bir çocuktur!

Bu dizi sırasında hamile kaldınız değil mi?

Evet, bu dizi çok uzun soluklu bir projeydi. Tam dört yıl sürdü. Dizi devam ederken hamile kaldım; sekiz aylıktım, karnım burnumdaydı hâlâ setlerde çekim yapıyordum.

Zorlanmadınız mı?

Zorlanmaz olur muyum? Gerçekten çok zorlu bir süreçti benim için, uçsuz bucaksız bir koşturmaydı.

Aradaki dengeyi nasıl sağladınız?

Önceliğim hep Ali oldu. Bir dönem diziyi bıraktım, yerime başka birini getirdiler fakat olmadı, geri döndüm. Bir müddet sonra da bitirdik diziyi. Arada denge kurulmuyor bence. “Çocuk da yaparım kariyer de” lafına hiç inanıyorum, böyle bir şey yok. Çünkü çocukların 0-3 yaş gelişimi her şeyden önemli. Bu süreçte anne çocuğunun yanında olmalı, ilk adımını atarken yanında olmalı. Dünyaya bir çocuk getiriyorsanız bütün bunların sorumluğunu almanız gerek. Ben ekonomik açıdan şanslıydım, çalışma zorunluluğum yoktu. Bütün enerjimi ve bildiklerimi Ali’ye aktardım. Bazen de bir şey öğrettiğimi zannederken onun bana bir şeyler öğrettiğini gördüm. Biz ilk üç yılı çok güzel tamamladık. Şimdi Ali kendine çok güvenen, yere sağlam basan, iyi bir birey olma yolunda sağlam adımlar atıyor. Şimdi yavaş yavaş ondan uzaklaşıyorum, anne bağımlısı bir çocuk olmasın diye. Fakat sürekli olarak pedagoglarla, okuldaki rehber öğretmenlerle görüşme içindeyim.

Bebek sahibi olmaya nasıl karar verdiniz?

Çocuğumun olmasını çok istiyordum. Artık anne olma yaşım gelmişti, hatta geçiyordu neredeyse. Bu yüzden Ali planlı bir çocuktu. Hamile kaldığımı öğrenince sevinçten havalara uçtuk, bebeğimden güzel haber almıştım sonunda. Oğlum olmasını çok istiyordum. İçimdeki ses bana hep bir oğlumun olacağını söylüyordu, nitekim öyle oldu. Hoş, kızım olsa da üzülmezdim, fakat içimdeki ses beni yanıltmadı.
 
Hamileliğiniz nasıl geçti?

Hamileliğim şahaneydi açıkçası, hep hamile kalabilirdim! Hamileliğim boyunca sanki Ali karnımın içinde değil de yanımdaymış gibi davrandım. Ona müzik dinlettim, filmlere götürdüm, kitap okudum. Ve sürekli olarak yüzdüm.

Çok kilo almamışsınızdır o zaman, öyle mi?

Beslenmeme çok dikkat ettim, sporumu yaptım. Toplamda dokuz kilo aldım, doğumdan bir ay sonra da aldığım bütün kilolar gitmişti. Yüzmenin çok faydası oldu diye düşünüyorum.

Ali’ye siz mi baktınız, bakıcı desteği mi aldınız?

Ali’ye doğumundan itibaren ben baktım. Anneannesi çok büyük destek vermiştir. Hiç dadıya emanet etmedim, çünkü bebeklik döneminde böyle bir şeye karşıyım. Şimdi okuldan geldiğinde Ali’yi karşılayan biri var, çünkü artık 4,5 yaşında. Daha bilinçli, kendini çok iyi ifade edebiliyor. Fakat o dönem hiç bakıcı desteği almadım. Tabii söylemek çok kolay ama ciddi fedakârlık isteyen bir şey.

İsmini kim koydu?

Ben koydum, klasik ve kolay bir isim olsun istedim. Özenti bir şey olsun istemedim. Ali olmasa Ömer olurdu.

Annelik İnci Türkay’ı değiştirdi mi?

Çok değiştirdi hem de. Daha güçlü, daha sakin, daha mutlu, daha yorgun, daha fedakâr, daha güzel… Bence annelik her şeyin “daha”sı. Anne olduktan sonra renkleri daha güzel görmeye, yediğim şeylerden daha çok keyif almaya, hayatı daha güzel yaşamaya başladım sanki. Herkes sanıyor ki büyükler çocuklara çok şey öğretiyor. Aslına bakarsanız tam tersi; çocuklar o saf ve yalansız dünyalarından bize o kadar güzel şeyler anlatıyorlar ki.

Bundan önceki görüşmemizde “Bir bebek daha düşünüyorum” demiştiniz. Hâlâ var mı böyle bir düşünceniz?

Hayır, artık yok, çünkü boşandım. En büyük idealim mutlu bir aile kurmaktı, çünkü ben mutlu bir ailede büyüdüm. Bu yüzden elimden gelen her şeyi yaptım, kariyerimin doruk noktasındayken hamile kaldım, çocuk doğurdum… Herkesin bir ideali vardır, benimki bol çocuklu ve bol köpekli bir aileye sahip olmaktı. Sonuna kadar zorladım şansları ama ne yazık ki olmadı.

Bu durumu Ali’ye nasıl anlattınız?

Babamız işi gereği çok fazla Ankara’daydı, zaten evliliğimiz bu yüzden yürümedi. Ali benimle yalnız olmaya alışıktı. Babasının Ankara’da bir evi olduğunu, orada olması gerektiğini anlattık. Her şeyi olduğu gibi biliyor yani. Hiç sorgulamıyor, babamız da sürekli gelip gidiyor zaten. Konuya çok hassas yaklaşıyoruz, yumuşak bir geçiş yaptık. Hele benim gibi hayattaki en önemli hedefi mutlu bir aile olan biri için daha da önemli. Şu anda hiçbir problemimiz yok, herkes mutlu. Hayatımın önceliği her zaman Ali’ydi, bundan sonra da o olacak.

Deneyimli bir anne olarak okuyucularımıza ne tavsiye edersiniz?

Çocuğun gelişiminde 0-3 yaş çok önemli, bu dönemde çocuklarıyla birlikte olmalarını tavsiye ederim. İleride yaşanacak bütün hırçınlıkların, şımarıklıkların, psikolojik bozuklukların nedeni bu üç yıl oluyor ne yazık ki… Bir bebeğin en önemli ihtiyacı annedir. Tek özlediği koku anne konusudur, tek duymak istediği ses anne sesidir.

Söyleşi: Müge Serçek
Fotoğraf: Tuna Yılmaz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı