Haber & Röportaj

Hidayet Türkoğlu ve kızları

Yeniden bir kızınız oldu, neler hissediyorsunuz?
H. T:
Çok mutluyuz… Böyle güzel bir duyguyu ikinci kere yaşadığımız için Allah’a  binlerce kere şükür ediyoruz. İki kızımız da Allah’ın bize bir lütfu diye düşünüyoruz. Kendimizi onlara sağlıkla sahip olduğumuz için şanslı hissediyoruz. Tarif edilemez bir mutluluğun içindeyiz.

Hamileliğiniz bilinçli miydi yoksa sürpriz mi oldu?
B. T: Kesinlikle bilinçli ve planlıydı. Ela’ya bir kardeş dünyaya getirmek, onların birlikte büyümelerini izlemek ve paylaşmayı, kardeşlik duygusunu yaşamalarını istememizdendi…

Banu Hanım, hamileliğiniz nasıl geçti? İlk aylarda bulantı, kusma vs gibi şikayetleriniz oldu mu?
B. T: Çok güzel bir hamilelik geçirdim. İlk hamileliğimdeki kadar bulantılı, kusma ya da aşerme durumlarını hiç yaşamadım. Son aylarda bile ağırlaştığım söylenemezdi. En son üç güne kadar her şey harikaydı diyebilirim.
Son üç günde ne oldu?
B. T:Son üç günde şiddetli ama ara ara gelen sancılar dışında hiç bir sorun yoktu. O da doğal bir süreç olarak yaşamam gereken bir şeydi aslında.

Hamile olduğunuzu Ela’ya nasıl açıkladınız? Kardeş istiyor muydu, haberi duyunca nasıl karşıladı?
H. T: Bizi de en çok tedirgin eden ve düşündüren bir konuydu bu. Ela’ya kardeşi olacağını nasıl açıklayacağımızı çok düşündük ve en doğru şekli bulmaya çalıştık. Ela da ailenin tüm ilk çocukları gibi el bebek gül bebek yetişti ve evin tek prensesi konumundaydı. Kardeş kavramını nasıl karşılayacağını kestiremiyorduk. Çok yakın bir arkadaşımın hamile oluşu bize çok yardımcı oldu. Onun karnini ve ultrason resimlerini gördükçe heveslendi. Bizde 12 haftalık riskli period bitiminde kendisine büyük bir abla olacağını açıkladık. Doktor kontrolüne Ela’yı beraberimizde götürüp ultrasonda bebeği gösterdik.

İki hamileliğinizi karşılaştırdığınızda arasında fark var mıydı?
B. T: İkinci hamileliğim çok daha kolaydı ve rahat geçti. Belki yaş ve tecrübeyle, daha bilinçli olmamla alakalıdır diye düşünüyorum. İlk hamileliğimde nelerin bizi beklediğine dair fikrim yoktu. Nasıl ilk çocuğunuzla birlikte büyüyor gibi oluyorsunuz, onunla her şeyi öğreniyorsunuz, öyle oldu benim içinde. Şimdi ise doğum sürecinden bundan sonraki sürece kadar birçok şeyi çok daha iyi biliyor olmanın rahatlığı var tabii.

Hamileliğiniz sırasında kaç kilo aldınız?
B. T: 15 kilo aldım ancak ilk hamileliğime nazaran daha fit bir durumda hamilelik sürecine başladığımdan, aldığım kiloyu gerçekten göstermedim. İkinci çocuk kararını verdiğimizde spor ve düzenli beslenmenin de etkisiyle formda olduğum bir dönemdeydim. Bu durumun avantajını çok ciddi yaşadım ve hamileliğim süresince de sağlıklı beslenmeyi sürdürerek daha bilinçli bir şekilde yürüttüm bu süreci.

İlk hamileliğinizde ne kadar aldınız ve sonrasında bu kiloları nasıl verdiniz?
B. T: İlk hamileliğimde 15,5 kilo almıştım ancak görünüşüm çok farklıydı. Sonrasında kilo vermekte zorlandım. Eskiye dönmek zaman aldı. Yüzerek ve pilatesle formumu geri kazanabildim. İlk hamileliğimde formda olmamış olmam muhtemelen görüntüme yansıdı ve çok daha kilolu göründüm.

Hamileliğiniz sırasında nasıl beslendiniz, nelere dikkat ettiniz, spor yaptınız mı?
B T: Protein ağırlıklı beslendim. Adını diyet olarak telaffuz etmek istemedim yanlış örnek olmamak adına. Ancak karbonhidratı kestim, sebze ve meyveden kombine karbonhidratı aldım. Asitli içecekten uzak durmaya çalıştım, kahveden vazgeçemedim ancak kafeinsizi tercih ettim. Beynimi aşermemeye programladım adeta. Canim hiç bir şey çekmedi. Ela’nın hamileliğindeki fast food krizleri, olmadı. Galiba insan kendini şartlayıp, gerekli komutları kendisine verince bu durumu çok daha rahat aşabiliyor.

Doğum nasıl geçti?
B. T: Ela da olduğu gibi epidural sezaryendi doğumum. Benim açımdan gayet kolaydı. Epidural sayesinde ayık olup hiçbir şey hissetmiyordum ancak doktorlarım için o kadar kolay olmadı. Lina’yı hep çok aşağıda taşıdım hamileliğim boyunca. Sezaryen olmasına rağmen vakum kullanarak Lina’yı çıkarabildiler. Ancak yine de çok sağlıklı olması, dünyaya gözlerini açıp, kucağımıza almak bütün acılara, bütün sancılara değer bir mutluluk.

Hidayet Bey, doğuma girdiniz mi?
H. T: Evet hem ilk, hem de ikinci bebeğimizin doğumuna girdim. Böyle muhteşem bir olayı kaçırmak istemedim. Çok heyecanlı bir durum… Bir mucizeye tanıklık ediyorsunuz.

Doğuma giren bir baba olarak o anları nasıl ifade edersiniz? Genelde erkekler doğuma girmekten kaçarlar, onları ikna etmek için neler söyleyebilirsiniz?
H.T:Sezaryen doğum olduğu için, hem eşime destek olmak hem de o ana tanıklık etmek istedim. Doğum anini kelimelerle ifade etmek mümkün değil, müthiş bir şey, Allah’a binlerce kere şükrediyorsunuz. Normal doğum konusunda bir şey diyemem ama eşi sezaryen doğum yapacak tüm erkeklere kesinlikle tavsiye ederim. Hem eşlerine destek olmak, hem de böyle bir anı kaçırmamak adına inanılmaz bir hayat tecrübesi… Tabii ki doğuran annenin duyguları kadar şiddetli bir duygu yoğunluğu olmuyor ama sizden bir parçanın bu dünyaya gelişini gördüğünüz o anın mutluluğu, heyecanı dünyalara değer.

Lina ismine nasıl karar verdiniz, özel bir anlamı var mı?
B.T:Lina ismine İslami din bilgisine çok güvendiğim bir arkadaşımın önerisiyle karar verdik. Zeynep ismini de Hido koydu. Lina pek çok dilde var olan, anlamlarının her dilde çok güzel olduğu bir isim. Kuranda “Hasr” suresinde geçiyor. Arapçada sevecen, şefkatli, yumuşak huylu olan anlamına geliyor. İsimlerin insanların hayatları boyunca önemli etkilerinin olduğunu düşünüyoruz. Özellikle son dönemlerde kullanılan modern isimler yerine anlamı güçlü olan ve kızımıza yakışacağını düşündüğümüz Lina Zeynep ismini koyduk.

Emziriyor musunuz?
B. T: Elimden geldiğince emzirmeye çalışıyorum. Yeterli miktarda sütüm olmadığından mama takviyesi yapıyoruz. Ela’yı sadece iki hafta emzirebilmiştim.

Doğumlardan sonra lohusalık yaşadınız mı?
B. T: Lohusalık bir dönem ve kimi bu dönemden kimi daha kolay kimi daha zor geçiyor. Ela doğduktan sonra ben bu dönemden zor geçenler sınıfındaydım. Şimdi daha kolay geçirdiğime inanıyorum.

Banu Hanım, anne olduktan sonra hayatınızda neler değişti?
B. T: Hayatın anlamına dair pek çok şey değişti. Bakış açım değişti; daha anlayışlı, daha sabırlı, daha sorumluluk sahibi oldum. Artık sorumlu olduğum, benden çok şey bekleyen iki kızımın olduğunu bilmek bile hayata başka bakmamı sağlamaya yetti. Ancak hayatımdaki odak noktamı değiştirmedim. Kızlarımı odak noktama ekledim. Eşimle olan ilişkimin önüne anneliği yerleştirmeye çalışmadım. Hayatla bağlantımı koparıp tümüyle kendimi anne olmaya adamadım. Zaten aksi halinde de doğru bir şey yapmış olmazdım diye düşünüyorum. Pek çok kişi bu şekilde yaşamaya başlayıp hem kendi ruh sağlığını hem de aile hayatını tehlikeye atıyor düşüncesindeyim. Kızlarım için tabii ki yapmayacağım şey yok. Ama dengeyi iyi kurmak gerekir diye düşünüyorum. Eğer dengeyi iyi kurabiliyorsanız zaten anne olduktan sonra hayatınızdaki değişiklikler zorluk değil keyif olmaya başlıyor sizin için. Ben hayatımda anne olduktan sonraki yasadığım tüm değişikleri keyif olarak değerlendiriyorum.

Hidayet Bey, baba olduktan sonra hayatınızda neler değişti?
H. T: Hayatın gerçek anlamını anladım. Aile, eşim ve çocuklarım benim için en önemli kavramlar haline geldi. Baba olmak çok güzel bir duygu… Ela evimizin neşesi, bizim en büyük mutluluklarımızdandı. Şimdi yeni üyemiz ile iyice perçinlendi bu mutluluk.

Ela nasıl bir çocuk, kime benziyor size, birlikte neler yapmaktan hoşlanırsınız?
H. T: Ela bana çok benziyor; enerjik, sosyal, sevgi dolu bir çocuk… Biz de hep böyle olmasını hayal etmiştik. Okul sonrası aktiviteler onu çok mutlu ediyor. Parka, jimnastik salonuna gitmek ve yüzmek Ela için vazgeçilmez. Onunla geçirdiğim her vakit, baba kız ilişkimizi güçlendiriyor. Sonuçta bir insana şekil veren öncelikli olarak ailesi oluyor. Elbette okulda bilgiyle besleniyor, sosyal yaşamdaki aktivitelerle bir başka tarafını geliştiriyor ama evde de aile içi eğitimle sevgiyi, dostluğu ve iyi bir insan olmak için gerekenleri bizden öğreniyor ve alıyor. Aile içi eğitimin, onun büyüdüğü zaman topluma faydalı bir insan olmasındaki önemine çok inanıyoruz.

Banu Hanım bildiğimiz kadarıyla ABD’de bir hastaneni onkoloji servisinde gönüllü annelik yapıyorsunuz. Buna nasıl karar verdiniz ve orada çalışmak sizi nasıl etkiledi?
B. T: Gönüllü olarak çocuk bölümünde görev yapıyorum. Çocuklara moral olabilecek her türlü konuda yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu göreve, Orlando Magic ve NBA’in yardım programlarından birinde görev alan eşime destek olmak için gittiğim bir günde karar verdim. Başvurumu yaptım, hastaneden onay gelince bir takım test ve oryantasyondan geçip göreve başladım. İlk önce tüm tanıdıklarım, bu görevin beni duygusal yönde olumsuz etkileyeceğini düşünmüşlerdi. Bense daha en başından bana güç katacağının farkındaydım. Gerçekten de öyle oldu. Sağlığın kıymetini, hayattaki en önemli şey olduğunu anladım. Daha şükreder hale geldim. Birilerine yardım etmek, onların hayatına girmek ve küçük de olsa pozitif yönde manevi olarak ya da eylem olarak yardımda bulunabiliyor olmak benim için çok değerli bir şey.

Bir röportajınızda 2-3 çocuk yapıp geniş bir aile olmak istediğinizden bahsetmişsiniz 3. çocuk ne zaman olacak, hala böyle planlarınız var mı?
H. T: Şu anda düşünmüyoruz ama zaman neyi gösterir bilemeyiz. Hayatta çok kesin ve büyük konuşmak yanlış oluyor. Ela’da çok anlayamamıştık ama tecrübeli anne baba olarak ikinci bebeğimiz Lina’nın tadını çıkarmak istiyoruz. Bakalım zaman ne gösterecek…

Düğününüz çok kalabalık olduğu için hiçbir şey anlamamışsınız? 10. yılınıza özel bir kutlama yapmayı planlıyor musunuz?
H. T: Evet kısmet olursa böyle bir planımız var. Düğünümüz bizim için çok özeldi tabii tüm dostlarımızın bizimle birlikte bu güzel güne şahitlik etmesini isteyince ortaya 1600 kişilik bir düğün çıktı. 10. yılımızda daha küçük bir grupla keyfini çıkarabileceğimiz bir partiyle kutlamak istiyoruz.

Amerika’daki yaşamınız nasıl gidiyor? Çocuk büyütme açısından Türkiye ile kıyasladığınızda neler söyleyebilirsiniz?
H. T: Her şey çok güzel. Çocuk büyütme konusunda Orlando İstanbul’a göre çok daha sakin bir şehir, iklim faktörünü de göz önüne alırsak burada çocuk büyütmek daha kolay diyebiliriz.

Çocuk sahibi olmak evliliğinizi nasıl etkiledi?
H. T: Uzun yıllardır birlikte olan  mutlu bir çiftiz. Kızlarımızı birlikteliğimizin çiçekleri olarak düşünüyoruz. Hayatımıza renk kattıkları, bizi daha da mutlu ettikleri kesin. Çocuk evin neşesidir derler ya hani… Gerçekten de öyle. Kendinizi iyi hissetmediğiniz bir anda bile çocuklarımızın küçük bir hareketi ya da bir mimiği dünyalara bedel olabiliyor. Sizi gülümsetiyor, mutlu ediyor.

Ela’nın sporla arası nasıl? Uzun boylu olacak mı sizce?
B. T: Ela sporu çok seviyor. Özellikle de yüzmeyi ve jimnastiği. Ela’yı bilmiyoruz ama Lina’nın boyu kesinlikle babasına çekecek.

Bir sporcu olarak ileride kızlarınızın sporla uğraşmasını ister misiniz?
H. T: Tabii isterim. Özellikle de  bireysel spordan ziyade takım sporlarında  yer almalarını isterim ancak tercih onların olacaktır. Bizim de tercihlerine saygı duyup onları sonuna kadar destekleyeceğiz.

Spor okulunuzda çocuklarla birlikte daha çok haşır neşirsiniz… Sadece kendi çocuklarınızla değil, tüm çocuklarla aranız çok iyi…
H.T: Çocukları gerçekten çok seven bir insanım. Kesinlikle çocukla çocuk olabilirim. Spor okullarımdaki en büyük amacım oyuncularıma sporu sevdirip, onların ileride iyi birer sporcu olmalarını sağlamak. Bu işi yaparken sadece ismimi değil, özverimi, zamanımı ve sevgimi de veriyorum.

Söyleşi Müge Serçek Biroğlu

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu