Genel

Hamilelik dönemi psikolojisi

Gebelik ve çocuk doğurma, anne adayı için derin duygusal anlamlar taşır. Çocuk sahibi olmanın bedeli anne için artan sorumluluk ve bağımsızlığın büyük bir bölümünün yitirilmesi anlamına gelmektedir. Gebelik bir kadının hayatındaki önemli bir dönüm noktasıdır. Bazılarına göre içgüdü, bazılarına göre öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edilse de, her iki durumda da soyun devamına hizmet eden bir olgudur. Bu nedenle gebelik yalnızca anne adayının fizyolojik bir parçası olmayıp toplumsal bir anlam da taşımaktadır. Kadında hormonal, fizyolojik değişikliklerin yanı sıra, eşiyle, ailesiyle, arkadaşlarıyla ve diğer sosyal çevresiyle olan ilişki ve iletişim şeklini de çok fazla etkilemektedir. Kısacası gebelik psikolojisi olumlu yönde olabileceği gibi olumsuz yönde de olabilmektedir. Hafif duygusal zorlanmalardan psikolojik hastalıklara kadar giden bir süreç yer alır. Hamilelik, hem içinde umudu ve gelişimi içeren bir zaman dilimi hem de kadının kendini kırılgan hissedebildiği ve duygusal karmaşanın yaşandığı bir zaman dilimidir. Birçok kadın bu dönemde kontrol edemediği duygusal iniş-çıkışlar yaşayabilir.
Her çift, farklı sebeplerden dolayı bebek sahibi olmak ister; cocukluk hayallerini gerçekleştirmek için, bir başkasını (eşi, ilk çocuğu, anne-babayı) memnun etmek için, biyolojik saate meydan okumak için, evlilikteki doyumu arttırmak için, v.b.… Tüm bu sebeplerin; hamilelik, doğum ve anne-bebek ilişkisi üzerinde çok önemli etkileri vardır. Bu sebepler, çocuk sahibi olma kavramına farklı noktalardan bakar ve farklı tanımlamalar yaparlar. Hamilelik; sevgi dolu bir ilişkinin meyvesi olsa da, plansız/kötü zamanlamalı olsa da yıpratıcı bir tedavinin sonucunda gelse de süreçte yaşanan temel endişeler aynıdır: Hamilelik nasıl olacak? Doğum nasıl olacak? Bebek nasıl olacak? Ben nasıl bir anne olacağım?
Bebeği beklerken aslında nasıl bir deneyimi bekliyor olduğunu bilmemek tam bir belirsizlik halidir.
Hamileliğini öğrendiği ilk andan itibaren, anne özgürlüğünün bir kısmını kaybetmiş gibi hissedebilir: Ne yediğine, ne içtiğine, nasıl hareket ettiğine dikkat etmek zorundadır. Bu kısıtlamalarla birlikte bebeğin iyi olup olmadığı, sağlıklı doğup doğmayacağı, doğumun rahat olup olmayacağı, iyi anne olup olunmayacağı hakkında endişeler belirir. Aynı zamanda hamilelik nasıl geçerse geçsin yaşanacak bazı rahatsız edici durumlar olacaktır; mide bulantıları, yorgunluk hisleri, aniden bastıran uyku, değişken ruh hali, güçlü hissederken aniden çok kırılgan, zayıf ve bağımlı hissetmek gibi. Her trimester (3 aylık dönemler) kendine ait zorluklar getirir; bu zorlukları trimester bazında şöyle sıralayabiliriz;
İlk trimester
Gebeliğin ilk aşaması, zıt duyguların geliştiği bir dönem olarak tanımlanır. Kadınlık-annelik rolleri ile ilgili çatışmalar, gebe kadının psikolojik sıkıntısını artıracak, gebelikle ilgili çok az sevinç duymasına ve gebeliği istememeye kadar giden öfke, mutsuzluk ve saldırganlık türünden duyguları harekete geçirir. Bazı gebeler bulantı, kusma, yorgunluk, halsizlik, uykulu hissetmesinden dolayı bebeği suçlar, bir yandan da böyle düşündüğü için kendini suçlar. Ruhsal çatışmalar yaşar. Anne; hamileliği ve bebeği tam olarak hissedememenin sıkıntısını ve suçluluğunu yaşayabilir. Deneyimsiz bir hamile olduğu için ne yapması ne yapmaması gerektiğini ayırt edemeyebilir ve bu yüzden kendisine çok yoğun kısıtlamalar getirebilir. Düşüklerin çoğu ilk haftalarda gerçekleştiği için düşük yapma konusunda endişeler yaşayabilir, kabuslar görebilir. Aile içi çatışmalara neden olacak riskleri azaltmak için önlem alınmalı, ayrıca babaları doğum sürecine katılımlarını sağlamak için bilgilendirmek ve çözüm odaklı olmalarını sağlamak gerekir.
İkinci trimester
Anne adayları bu dönemde kendilerini fiziksel olarak daha iyi hisseder. Bulantı-kusma, yorgunluk gibi rahatsızlıklar geçmiştir. Gebelik kabullenilmiştir. Zıt duygular ortadan kalkmıştır. Bu dönemde gebeler duygusal olarak her şeye aşırı hassas, çabuk kırılan, bazen çabuk sinirlenen, bazen de çabuk mutlu olma gibi kararsız psikolojik tepkiler verebilirler. Gebenin öğrenmeye açık olduğu dönemdir. Fakat bu dönem, bebeğin gelişimi kontrol edilen ikili ve üçlü tarama testleri, detaylı ultrason anne için stres yaratabilir. Bu testlerde kuşkulu sonuçlar çıkarsa, daha ileri tetkikler yapılır ve bebeğin gelişimi hakkında kesin sonuçlara varılır. Tüm bu süreç, bebeği kaybetme riskini içerdiğinden, çiftin psikolojik durumunu olumsuz etkileyebilir.
Üçüncü trimester
Annenin bedeninin değiştiği ve doğumun yaklaştığı dönemdir. Fetüs hareketleri başladığı için gebe bebeği ile iletişim kurmaya başlar. Fetus ile psikolojik bağın kurulmaya başladığını gösterir. Gebeliğin büyümesine bağlı olarak hareketler azalmış, yorgunluk artmıştır. Annenin günlük yaşamı zorlaşır, gebelikten bıkmaya başlar, bir an önce bitmesini ister, doğum hakkında endişeler artmaya başlar. Evden yalnız çıkmaya korkabilir, sinirliliği artabilir. Anne, büyüyen karnı ve göğüsleri ile birlikte kendini “kadın”dan çok sadece “anne” olarak görmeye başlar. Daha önce cinsel obje olan göğüsler sütle dolarak anneliği, bebeği besleme misyonunu üstlenen objeler halini almıştır. Tamamen “anne” görünümünde olan bir kadının cinsel yaşamı sekteye uğrayabilir, kendini çekicilikten uzak algılayabilir. Annenin eski cinsel kimliğini hissetmesi aylar alabilir; cinsel ilişkinin doğumdan sonraki 6 haftadan önce normale dönmesi zordur. Evlilik içindeki karı-koca rolleri, anne-baba rollerine dönüşür. Rollerin farklılaşması, evlilik için de bir geçiş dönemidir ve her çift için kolay olmayabilir. Bu dönemde aile üyelerinin desteği, bebeğin dört gözle beklenmesi, evde fiziksel ve duygusal olarak yerinin hazırlanmış olması gerekir. Annenin doğum yapacağı hastane ve doktoruna güvenmesi, doktoruyla doğum konusunda ayrıntılı konuşma yapması doğum korkusu ve bebeğiyle ilgili endişelerini azaltacaktır.
Uzman Psikolog Burcu DAĞLI

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu