Eski istanbulda bir saray doğumu

  Osmanlı İmparatorluğu’nda doğum sarayın ve padişahın heybetine uygun bir şekilde haftalar, aylar süren bir şenlik havasında gayet eğlenceliyaşanmaktaydı. Sadece saray erkanının değil mümkün olduğunca bütün ahalinin doğum olayına bakışı incelendiğinde bu heyecan ve uzun süreli tatlı uğraşıyı görmekmümkündür. Ülkede ebeleri hizmet ettikleri kesime göre üçe ayırabiliriz. 

 

   Saray-ı Hümayun ebesi ( Saraylı hanımlara ), Kibar ebesi ( Konaklı hanımlara ) ve Ahad-ı Nas ebesi ( Halktan hanımlara ). 

   Eğer ebe saray tarafından seçilmişse ebeye, seçildiğinin nişanesi olarak, düz renk bir elbise gönderilirdi. Ebe muayyen zamanlarda konağa gelerek muayeneleryapar, tahmini doğum tarihini saptar, doğuma yakın bir pazartesi günü konağa gelir, babaannenin hazırladığı, içinde zıbın, omuz bezi, etek bezi, ayak bezi, çember,gömlek, kundak, yarım top şal, yeşil duvak bulunan kundak takımını hazır ederdi. Ayrıca delikli mavi boncuk (kafada yedi delik bulunur), bir ufak mazı, şap veyirmilik altından oluşan nazarlığı da kırmızı bir tüle sararak hazırlardı. Yeşil duvağa bir dilim ekmek ve bir parça şeker sarılarak doğum yapılacak odanın kıble tarafınaasılırdı. Doğum başlayınca, çağrılan ebe bir çuha torbaya doğum iskemlesini, bir başka çuha torbaya da diğer gereçlerini koyarak yardımcılarla konağa yollar, kendiside sedef kakmalı asasını alarak yola çıkardı. Zaptiyeler bu asayı tanır, geceleri fener ile yolları aydınlatarak ebeyi çabuk ve emin bir şekilde konağa getirirlerdi.İskemleyi bakire veya dul bir hanım besmele ile alır, odada kıblenin karşısına gelecek şekilde koyardı ve hamile kişinin kocası, eşinin sesini duymayacağı bir yeregiderdi. Doğum yaklaşınca hamile, iskemleye oturtulur, başına da ebenin kendisinin diktiği kutlu bir yatır ( Eyüp Sultan, Baba Cafer, Zuhurat Baba v.b.) türbesinebırakıldıktan sonra alınan bir takke konurdu. Ebe, yine kendisinin getirdiği ve uğurlu olduğuna inanılan iki kiremit parçasını hamile kişinin ayakları altına koyar vesıkıca basmasını sağlardı. Hamile kişinin önüne oturan ebe, dizlerine beyaz bir peştamal ve dört kat, yumuşak tülbent koyardı ve doğan çocuğun göbek kordonu dörtparmak boyunda kesilerek bebek tülbende sarılır, göbek adı konulurdu. Plasenta çıktıktan sonra loğusanın bacakları çaprazlanarak yatırılır, buna “çaryekleme”denirdi. Bebek asfiktik doğmuşsa, kordon kesilmez, plasentanın çıkması beklenir, çıkan ve henüz bebeğe bağlı olan plasenta, bir mangal ateşi üzerine konurdu.Böylece, plasentadaki canın bebeğe geçeceğine inanılırdı. 

   Doğumdan sonra loğusa ter yatağına yatırılır, sıkıca örtülerek iyice terletilirdi. Bebek ılık su ve sabunla yıkanır, boynu, kulakları, ağız içi, koltuk altları vebacaklarının arası tuzlanır, kordon, badem yağı ile yağlanıp bir tülbende sarılırdı. Bakire bir kız tarafından, Hint tülbendinden dikilmiş ve okunmuş bir gömlek giydirilenbebek kundaklanır, kundağın arasına da , havaleden korumak için muska konurdu. Tuzladıktan sonra bebek, tokgözlü olması için sofra altı örtüsüne sarılırdı. Hamilekişinin önceki çocukları yaşamamışsa, bebeğe, çocuklu kırk evden toplanmış bez parçalarından bir gömlek giydirilir ve bebeğin yaşayacağına inanılırdı. Plasenta iseebe tarafından parçalanır, toprak bir çömleğe konur, bahçenin uygun bir yerine gömülürdü. Ayrıca, plasentanın gömüldüğü yer ile bebeğin ileride ne iş yapacağıarasında bir ilişkinin de varlığına inanılırdı. Örneğin ; cami avlusuna gömülürse din alimi, medrese avlusuna gömülürse müderris(öğretmen) olacağı inancı gibi…

   Terlemiş loğusanın çamaşırları değiştirilir, karnı, iki kişi tarafından uzun bir bezle sıkıca sarılır, bir bakire kız, loğusanın memelerini yıkar, bir yarım soğanımemelere sürerdi. Bu soğan şişe geçirilir, bir baş sarımsak ve mavi bir boncuk, bir tülbende sarılıp loğusanın ayak ucuna gelen duvara asılırdı. Başucuna da bir Kuranasılırdı; ebe Kuran’ı açar, parmağını önce Kuran’a sonra da bebeğin dudağına değdirerek kulağına üç kez ezan okur ve bebek emzirilirdi. Mekonium çıktığı zamanbir tülbende sarılıp “ al cadısı”nın çocuğa zarar vermemesi için beşiğin altına konur, babaya ve diğer büyüklere müjde verilir, onlar da bebeği görür ve hayır duaederlerdi. Ebeye de uygun bahşiş ve hediyeler verilirdi. Bebeğin ismi adet üzere doğumdan üç gün sonra verilirdi. Büyükbaba, yoksa baba bebeği kucağına alır,

   Allah’a şükreder ve Salat-ı Selam okurdu, sonra bebeğin sağ kulağına ezan okur, koyacağı ismi üç kez tekrarlar ve üç kez kelime-ı şahadet getirirdi, sol kulağınakamet getirir aynı işlemi tekrar ederdi ve loğusaya kıymetli bir mücevher takılırdı. İsimden üç gün sonra ebe gelir, öğleezanından önce bebeği yıkar, yatıya kalırdı. Ertesi, yani 7.gün, loğusanın yerdeki ter yatağını ayakucundan dürerek kaldırır, önce sağ ayağını attırarak loğusayı başka süslü bir yatağa yatırırdı. Çocuk tekraryıkanır, düşmüş olan göbeğin yerine ufak bir tülbent torbada bulunan kimyon bağlanır, bu torba her gün değiştirilerek yedi gün konurdu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı