Dede olmak

Dün akşam planımızda az daha ileriye ulaşmak varken,  eski bir bisiklet üzerine iliştirilmiş “Zimmer Frei” yazan tabelanın bulunduğu köy evi sanki bizi mıknatıs gibi kendine çekivermişti.

Hemen buraya yerleştik. Hem odamız çok güzeldi, hem de benim için bir yer yatağı hazırladı ev sahibemiz. Bizim kullandığımız vidalı çeşidini burada bulamadığımız için kullanamadığımız ocağımızın yerine elektrikli bir ocakta hazırdı odamızda. Daha ne isteyebilirdik ki.

Kendi yatağımda döne döne uyumayı çok özlemişim. Güzelce uyumuşuz hepimiz. Erkenden uyanınca hemen aşağıya koşturdum. Dün babamın bisikletleri koyduğu garajda bir sürü oyuncak görmüştüm. Bunları küçükken kullanan abi yanımızdan geçerek okuluna doğru gitti.
Hepsine çok iyi bakmıştı oyuncakların çoğu yepyeni duruyordu.

Önce seyyar mutfakta yemek pişirdim. Sonra boyum kadar kamyona binerek kum taşıdım. Sonra da roller kaykay ile küçük bir tur attım. Babam karting arabamı iterken direksiyonu çevirmeye çalıştım. Minik bahçe aletleri ile çilekleri suladım, boyuma uygun kürek ve çapalarla tarla işlerine bile giriştim. Babam beni “hopa hopa” ya da “zıp zıp” dediğim tramboline de koydu ama buradan nedense ürktüm ve inmek istedim. Annem tüm bu enerjinin nereden geldiğine çok şaşırdı. Daha kahvaltıya bile gitmemiştim.

Kahvaltımız biraz yakındaki otelde olacaktı. Dün gece odamıza yerleştikten sonra tesadüfen yanından geçerken burada durmuş, balo salonunda dans eden yaşlı insanları izlemiş ve bizde özel bir etkinlik olduğu için içeri giremesek de dışarıda annem ve babamla dans etmiştik.

Kahvaltımı çok iyi yaptım, iyice doydum. Garajdaki büyük iş makinaları ve aletlerle bile oynayabilirdim köyün bütün tarla işlerini yapabilirdim artık. 

Köyden gitme vakti geldiğinde ayrılmamak için biraz mırıldandım, römorkumun arkasına tüm oyuncakları doldursam ne kadar güzel olurdu. Bizimkiler atıştırmalık olarak taşıdıkları organik üzüm, çekirdekten ve fındıktan oluşan bir sus payı ile beni yola ancak hazır edebildiler.

Babam,” bisikletlerimizin başka bir kültürü tanımak onlarla yakınlaşmak için bir anahtar olduğunu” söyler her zaman. Bir nevi bisikletlerimiz bizim gayri resmi pasaportlarımızmış.
Çünkü insanlar bisikletle seyahat eden bir insana anında sempati ve güven duymaya başlıyorlar.

Yanlarında bebek olan ve bisikletle seyahat eden bir aile ise bu sempatinin artmasına ve yanında gelen gülümsemenin suratın tamamını kapsamasına yol açıyor. Gerçektende beni önce kız sansalar da insanların birçoğu bizimle  kendi ailelerinden birileriymiş gibi ilgileniyorlar. Bu akşam vardığımız kampingde tek çadır bizimkiydi. Karavanlarındaki insanların çoğu da yaşlı insanlardan oluşuyordu.

Kampingin merkez binasına giden yol çadırımızın yanından geçtiği için onlarca insan bize hoş geldiniz ve “halu” dediler. Bu sırada arkamızdaki tarla yolundan birbirlerini kovalayarak oynaşan  bir tavşan ailesi geçiverdi. Babam fotoğraf makinesini ancak çıkarıp sadece bir tanesini çekebildi. Kartal fotoğrafı yine yok ama bugün tavşan fotoğrafı çektik en azından.

Ben hemen tavşanları taklit etmeye başladım. Bu sırada bir yaşlı dede gelip ellerimden tutarak benimle uzun süre oynadı. Sonra eşi de geldi ve beraber oynadık. Dedemin kucağına çıkıp fotoğraf çektirmeyi ve iyi geceler öpücüğü vermeyi unutmadım. Bu öpücükler Türkiye deki dedemler tarafından hissedildi eminim.

Bugün gün batımı çok güzeldi. Günbatımını izlerken birden yeni bir geç yatma rekoruna doğru ilerlediğimi gören bizimkiler hemen uyku ritüelimi başlattılar. Çadıra girmeden önce bakındık biraz ancak bulutlu gecede ay dedemi göremedim ama yine de huzur içinde uyudum.

Dünyanın tüm dedelerini çok çok öpüyorum. 


“İpet Cına”
Tibet Çınar
25 Temmuz 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı