“Çuf Çuf odada uyumak”

4 Temmuz pazartesi

İlk kez çadırda uyuduktan sonra biraz mahmur gözlerle kalktım. Çadırın içinde yattığımı da hatırlamıyorum ki ben. Ben sadece annemin kokusunu, elimde mavişi ( uyku oyuncağı ) ve sımsıcak portakal rengi bir “ulum” (tulum ) hatırlıyorum. Etrafa şaşkın gözlerle bakarken bizimkiler bana gülüyorlardı. Ama onlarında yüzü – gözü şişmişti. Beraberce gülüştük.  Çadırda uyuyunca böyle olur diye anlattı babam. Bir arada olalım da üzerimizde bir çatı olmasın ne fark eder dedi sonra.

Sabah vıjjjt diye kaymaya koştum hemen. Kampın tamamı uyuyordu. En azından ben kalkıncaya kadar uyuyabildiler. Daha öncede dedim ya ; ben 2 yaş krizine ya girdim ya giriyorum bu günlerde. Sebebi olmadan bağırmak içimden geliyor nedense. Bir süre buraların kralı benim. 17. Ludvig Von Tibet Çınar. 🙂

Babam arkamdan sessiz olmamı söylerken benden daha fazla ses çıkartı. Sonra bunu konuşup konuşup  güldüler annemle birlikte. Sabah saat daha 8 miş, burası tatil yeriymiş. Bu 8 neyse hiç anlamadım. Saat nedir biliyorum. Anneannem “miyve” suyumu hep “tik tak”a ( saate )  göre veriyor.
Sayılardan 1-2 ve bazen 3 ten sonrası ile hiç ilgilenmiyorum. Yaşımı, parmaklarım ile 2 yaparak göstermeyi daha yeni öğrendim.  Buradan sonrası benim dilimde anneannemden kalan alışkanlıkla “ouuuu” babaannemin deyişiyle “abooo” Yani çok demek.

Kahvaltımızda yumurta yoktu. Bir süre “tık tık” ” tık tık ” dedim durdum. elimle de bir yere vuruyormuş gibi yaptım.  Yumurtamı kendim kırmayı ve biraz yardımla soymayı çok seviyorum. Buzdolabından çiğ yumurta aşırıp, kırarak ortalığa bulaştırmışlığımda vardır.
Bir kaç aydır sarısını yememek için neler neler çeviriyorum kahvaltılarda ama beyazına da bayılıyorum.  Annem yumurtanın olmadığını çünkü dün her yerin kapalı olduğunu tekrar anlattı bana. Bende acaba şu nehirdeki kuşlardan alsak olur mu diye düşündüm. 

Bizimkiler çadırı toplarken minik bisikletimle oynuyormuş gibi yaparak nehre kaçtım. Oradan getirdiler, bu sefer yan karavandaki bisikletlere dadandım. Parka doğru koştum. Çadır yeni olduğu için bizimkilerin acemiliğinden faydalandım. Yakında babam tek başına kuracak ve toplayacak kadar tecrübe sahibi olur bende Annemin güvenli kollarına kalırım. Fırsattan istifade biraz ortalığı karıştırmak istedim. Sabah güne formda başlamıştım.

Sonra hazırlıklar tamamlandı, yola çıktık ve Rhein nehri kenarında yol aldık. Çok büyük bir nehir ve içinde gemiler bile vardı. Yaşlı genç birçok insanın kano sürdüğünü gösterdi babam. Hava yağmurlu olmadığı için koltuğumda gidebiliyordum. İznik gölünde babamla birlikte kano ile kürek çektiğimizi hayal ederken nehrin akışına dalıp gitmişim. Babam kanoları görünce bana yine ” Erden Eruç” Amca dan bahsetti. Erden Amca, babamların bisiklet turu yapmak istediklerini duyunca ; ” ne kadar harika” , ” ben bu amacınızı gerçekleştirmeniz için ne yapabilirim ” diyen ve her zaman moral ve destek sağlayan ilk kişilerden birisiymiş. Erden amcanın, dünyada 3 okyanusu kürek çekerek geçen ilk insan olduğunu biliyorum. İleride örnek alacağım insanların en başında geliyor. Kendisi de şu anda bisikletle Afrika kıtasını boydan boya geçmekteymiş. Erden amcanın çocuklara çokça bilgi veren ve ilkyardım vakfı için yardım toplayan sitesi www.kaslagit.com a internet bulduğumuzda bakacağımıza söz verdi babam.

Sonra rüzgar çıkınca üşümemem için yeniden römorkuma indirildim. Bu konuda biraz mızmızlandım ama işe yaramadı. Dediğim gibi; buraların kralı benim, ancak değil benim lafımın geçmesi, bazen hiçbir şey sorulmuyor bile bana. 4. Murat gibi biraz büyüyünce ipleri elime almalıyım.

Yol boyunca üzüm bağları gördük. Dedemlerinde Denizli de bağları olduğunu biliyorum. Ama daha hiç gitmedim. Öğlen yemeğimizi bir süper marketin bahçesindeki ağaçların altında yedik. Sonrasında ben biraz daha şekerleme yaptım. Bu marketi bulmak için yoldan çok kaymıştık, bu bize zaman kaybettirdi.

Uyandığımda bir sürpriz ile karşıladı annem beni. Rhein nehrinin kenarındaydık ve bulutlar dağıldığı ve güneş çıktığı için nehre girmeme izin çıkmıştı. O kadar çok kum vardı ki, dedemin traktörü bile taşıyamazdı.

Küreğim ve kovam için biraz mızıldadım, ama onlar İznik’te kalmıştı. Annem en acil yapılacakların ilk sırasına yazdı. Kova ve kürek alınacak. Babamın unuttuğu cep telefonu şarjının alınması maddesinden bile üste yazılmıştı bu ihtiyaç.

Akşamüstü olmuştu ve yemek için bir şeyler almak için bakınırken “İstanbul dönercisini” görüp hem yiyecek almak hem de kamping sormak için girdik. Buradaki abi ve ablalar beni çok sevdiler. Bu “Alminya”‘da bazen konuşulanları anlıyorum bazen anlamıyorum. Kampingde konuşan kişileri anlamamıştım,  hem onlar adımı da düzgün söyleyemiyorlardı.

Buradaki Yalovalı amca bir yerleri aradı ve bizi yakındaki pansiyona yönlendirdi. Burada çatı katında çok uzun “çuf çuf” ( tren ) oda da kaldık. Baştan sona defalarca koştum durdum.

Döner yemeyi ve Türk ayranını özlemişim, bol bol yedim, içtim.  Açık büfe akşam yemeği gibi oldu benim için. Kamp tenceremiz burada kullanılan elektrikli ocaklara tam uygun olmadığından sütümün ısınması benim için çok uzun sürdü. Biraz huysuzlandım.

Sütümü beklerken annem yarın sana kürek ve kova alacağız diye anlattı ve söz verdi tekrar. Çuf çuf odamız çatı katı olduğu için pencereler sadece gökyüzüne açılıyordu. Bir süre “Aydede”yi göstermeye çalıştı babam.  Çuf çuf odamızın bir vagonunda mavişim ve emziğim ile uykuya daldım.

“İpet Cına” ( Tibet Çınar )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı