Çocuklar ve empati

Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu yazı dizimizin ikinci ve son bölümüyle “Çocuklarımıza Duyguları Öğretmek” konusundaki görüşlerini sizlerle paylaşıyor.
Çocuklar duygularının farkında olmayı öğrenebilir ve geliştirebilirler mi?

Çocuklarımız duyguların farkında olmayı öğrenebiliyorlar; dolayısıyla başkalarının neler hissedebileceğini tahmin edebilme yani “empati” yeteneklerini geliştirebiliyorlar. Bu duygu 3 yaş civarında gelişen ve hayat boyunca geliştirilebilecek bir duygu. Bihter Mutlu şöyle diyor: “Genelde çocuklar bizler gibi doğrudan duygularını paylaşmak yerine dolaylı yollardan anlatabilirler. Fakat bizler onlara model olarak, duygularını açıklamasına fırsatlar tanıyarak, onlara bütün olumlu ve olumsuz duygularıyla koşulsuz bir şekilde kabul edeceğimiz mesajlarını verebilirsek, suçlayıcı veya yargılayıcı davranmazsak, onların sözünü kesmeden sonuna kadar dinleyebilirsek, çocuklarımız da duygularını anlatabilmek konusunda kendilerini rahat hisseder ve dolayısıyla gelişime açık olabilirler.”

Problemleri halletmenin bir yolu: Duyguları isimlendirmek ve kabul etmek

Bazen olumsuz davranışlar karşısında sadece duyguları isimlendirerek kabul etmek bile oluşabilecek sorunları büyümeden halledilmesine olanak tanıyor. Yoldan geçen birine kaç çeşit duygu ismi söyleyebilirsiniz diye sorsak, bir kaç çeşit duygu adı söylemesi mümkündür. Genelde verilen yanıtlar başlıca bilinenler, yani mutlu olmak, üzgün olmak, sinirli olmak, korkmak, şaşırmak, utanmak, kıskanmak olacaktır. Oysa ki bu konu üzerinde biraz düşünürsek duygularımızı ifade edebilmek için onlarca sözcük bulabiliriz. Memnun olmak, sevmek, beğenmek, aşık olmak, heyecanlanmak, önemsemek, yakın-samimi hissetmek, eğlenmek, iyimser hissetmek, heveslenmek, huzurlu-sakin hissetmek, umutlanmak, güvenmek, bağlanmak, ait hissetmek, duygulanmak, ilgilenmek, duyarlı olmak, farkında olmak, duygusallaşmak, rahatlamak, kendine güvenmek, tolere etmek, güçlü veya güçsüz hissetmek, sıkılmak, merak duygusu, garipsemek, ihtiyaç duymak, imrenmek, acı duymak, rahatsız olmak, gurur duymak, kibirlenmek, aşağılamak, kendini aşağı görmek, heyecanlanmak, hayal kırıklığına uğramak, kötümser hissetmek, suçluluk duymak, iğrenmek, engellenmiş hissetmek, umutsuzluğa kapılmak, ilgisiz kalmak, şoka girmek, endişelenmek, başarısız hissetmek, kafası karışmak, vs şeklinde geliştirmek zor değil. Gördüğümüz gibi davranışlar karşısında isimlendirebileceğimiz o kadar çok duygu var ki… Uygun ve gerekli ortamlarda, hem kendi hissettiklerimiz için çocuklarımıza model olmak adına, hem de çocuklarımızın davranışlarını anlamak adına, bu listeden seçerek duyguları isimlendirebiliriz.

Problemleri halletmenin başka bir yolu: Davranışın altında yatan duyguyu anlamak

Bazen çocuğumuzun davranışının altında yatan duyguyu anlamak işleri bir problem yumağı haline gelmeden çözebilir. Bihter Mutlu, ““Yön değiştirme” hepimizin zaman zaman kullandığı bir savunma mekanizmasıdır. Yön değiştirme duygumuzun asıl hedefi yerine başka bir yöne yönlenmesidir.” Diyerek şu örneği veriyor: “Patronuna kızgınlığını ifade edemeyen adam eve gelip karısına bağırır, kocasına kızgınlığını ifade edemeyen kadın sinirini çocuğundan çıkarır, kızgınlığını ifade edemeyen çocuk oyuncaklarını kırar… Herhalde duygularını direkt olarak ifade edebilme becerileri tam gelişmediği için olsa gerek, özellikle çocuklar bu mekanizmayı oldukça sık kullanırlar. Bazen bir şeylere kızabilirler, neden kızdıklarını anlamamız zaman alır. Bazen bir şeyleri kıskanabilirler, niçin uyumsuz davrandıklarını anlamamız üzerinde biraz düşünmemizi gerektirir. Eğer yeteri kadar çabalarsak çocuğumuzun davranışının duygu kaynağını bulup da bunun onun farkında olmasını güzel bir dille sağlayabilirsek, işleri düzene koymakta zorlanmayız.”

Duyguları isimlendirebileceğimiz veya davranışların arkasında yatan duyguları anlayabileceğimiz çeşitli örnek durumlar:

Durum 1: 3 yaşındaki çocuğunuz odasında bir canavar olduğunu ve uyumak istemediğini söylüyor.

Genelde otomatik tepkiler nasıl olur?

“Odanda canavar falan yok”, “Korkacak bir şey yok. Zaten canavar diye bir şey yoktur”
Böyle söylediğimiz zaman çocuk anlaşılmadığını hisseder. Halbuki 3 yaşındaki çocuk odasında bir canavarın varolduğundan emindir. Zihinsel gelişimi şu an somut şeyleri algılamaya yeterli olduğu için odanın içinde gördüğü bir gölgeyi veya dışarıdaki dal parçasını bir canavar olarak algılamıştır.

Uygun yaklaşım:
Tüm bu otomatik tepkiler yerine korku duygularını kabul edip o şekilde davranabiliriz. Burada isimlendirebileceğimiz bir çok duygu olabilir. “Demek korkuyorsun”, “Kendini çok rahatsız hissettin”, “kendini güvende hisetmiyorsun öyle mi?”, “Bu çok normal biliyor musun? Senin yaşındaki bütün çocuklar gece korkabilir. Seni rahatlatmak için ne yapabilirim?” Bunun üzerine çocuğumuz ihtiyacı olan şeyi söyleyebilir, kabul edilmiş ve rahatlamış hisseder.

Durum 2: 4 yaşındaki kızınız yuvadan eve geldi ve dedi ki: “Anne ben Ayşe’yi hiç sevmiyorum”.

Genelde otomatik tepki ne olur?
“Yine ne oldu?”, “Neden? Ayşe çok tatlı bir kız”, “Hayır aslında sen Ayşe’yi seviyorsun da bugün bir şey oldu galiba”, “Ayşe aslında şöyle iyi, böyle cici..” Böyle şeyler söylediğimizde çocuğumuza karşı bütün iletişim kanallarını baştan kapatmış oluruz. Yine ne oldu? dediğimizde “aslında kesin sen suçlusundur” mesajını veririz. O sırada çocuğumuzun ihtiyacı olan şey Ayşe’nin aslında ne kadar tatlı ve cici olduğu değildir. Tüm ihtiyacı sadece sonuna kadar dinlenmek ve kabul edilmektir.

Uygun yaklaşım:
Tüm bu otomatik tepkiler yerine aynalama tekniği ile söylediği sözü ona geri tekrarlayabiliriz: “hmm.. demek Ayşe’yi sevmiyorsun?” bakalım arkasından ne gelecek? Bir kıskançlık mı yoksa bir kızgınlık duygusu mu? Meğer Ayşe’nin pembe etek giymiş olmasını ve öğretmenin onu çok beğenmesini kıskanmış olan kızınızın bu duygularının farkında olmasına ve uygun şekilde ifade edebilmesine yardımcı olabilirsiniz.

Durum 3: İlkokuldaki çocuğunuz eve geldi, çantasını duvara fırlattı ve dedi ki: “baba sınavdan 2 aldım, Mehmet 5 aldı, zaten öğretmen hep ona 5 veriyor”

Genelde otomatik tepkiler:
“Oğlum sen de bir sonraki sınavdan 5 alırsın”, “Zaten yeteri kadar çalışmamıştın”, “Mehmet çok çalışkan bir öğrenci, sen de çalış, sen de 5 al”, “olsun, gel ben sana bir dondurma alayım da neşelen biraz”… Böyle davranarak olayın çocuğumuz üzerinde yarattığı duyguları es geçmiş oluruz. Bu tepkiler zaten üzgün olan çocuğunuzun üzüntüsünü ikiye katlar, bir sonraki sınavda ille de 5 alabilmek için üzerinde baskı oluşur, Mehmet’i daha da kıskanmasına ve bu kıskanmanın kızgınlığa dönüşmesine neden olur.

Uygun yaklaşım:
Bu durumda isimlendirebileceğiniz pek çok duygu vardır. “Demek 2 aldın, çok üzgün hissediyor olmalısın”, “Kendini başarısız mı hissettin yavrum?”, “(ironik değil ama, uygun bir yüz ifadesiyle) Biraz da Mehmet’i kıskanmış olabilir misin?”, “Hayal kırıklığına uğradığını görüyorum, oysa ben senin bu sınav için çok çabaladığını biliyorum” diyerek sonuca değil sürece odaklanıp, duygularını ifade etmesine yardımcı olabiliriz.

Durum 4: Çocuğunuz yuvadan eve geldi ve bütün oyuncaklarını etrafa fırlatmaya başladı. Hatta bir ikisini kırdı.

Genelde otomatik tepkiler:
“Ne yaptığını sanıyorsun böyle? oyuncaklarını kırma”, “Yine ne oldu yuvada?”, “Sana bir daha oyuncak yok”…

Uygun yaklaşım:
“hmm.. çok kızmış görünüyorsun”, “seni üzgün görüyorum, sebebini öğrenmemde bir sakınca var mı?”, “demek arkadaşına kızdın, şu an rahatlamak için ne yapabilirsin?”

Durum 5: (Çok daha minikler için bir örnek) Çocuğunuz düştü ve kafasını sehpaya çarptı, ağlıyor.

Genelde otomatik tepkiler:
“Koşarsan böyle olur işte”, “oğlum dikkat etsene” (bunlar suçluluk duygusuna neden olabilir) “tamam tamam birşey olmadı, acımadı, a bak kuş uçuyor” (duygusu yarım kalabilir)

Uygun yaklaşım:
“Evet çok acıdı”, “biraz ağlayıp rahatlayabilirsin, inşallah biraz sonra acısı geçer” Böyle yaklaşmak onun duygusunun yarım kalmamasına ve bununla başedebilmesine yardımcı olur.

Durum 6: İğneden korkan çocuğunuza “hiç acımayacak, bebek gibi ağlama” gibi bir yaklaşım da ona acı duygusunun anlaşılmadığı mesajını verebilir. Bunun yerine “evet acıyacak ama bu acı uzun sürmez, senin bununla baş edebileceğini düşünüyorum, ne dersin?” gibi bir yaklaşım hem kendisini iğne için hazırlaması için, hem de duygusunun anlaşılması için daha uygun olur.

Durum 7: 5 yaşındaki büyük kızınız siz kardeşine yemek yedirirken “anne hep ona yediriyorsun, bana hiç yedirmiyorsun” diye küsüp bir köşeye gidip oturdu.

Genelde otomatik tepkiler:
“Kızım bebek gibi davranma”, “tabi ona yedireceğim, kendi nasıl yesin”, “artık abla oldun, hala mı kıskanıyorsun?”, “zaten sen kardeşini hiç çekemezsin”…

Uygun yaklaşım:
Öncelikle kardeşlerin birbirini kıskanmasının ne kadar doğal ve insani bir duygu olduğunu ve bu duyguların içinde çeşitli avantajlar barındırdığını kabul etmekte fayda vardır. “Yavrum biraz kıskanmış olabilir misin acaba? Olabilir, bu çok normal, kardeşler birbirini hep kıskanır. Ben şu an sana yemek yediremem ama bu güçlü duyguyla nasıl başa çıkabilirsin, sana bu konuda yardımcı olabilirim sanıyorum. Bu konuda bana ne önerebilirsin?” diyerek çocuğunuzun duygularını kabul etmiş ve tamamen iletişime açık bir yaklaşımda bulunabilirsiniz.

Özetlemek gerekirse, böyle davranarak neyi amaçlıyoruz:

1) Çocuklarımızda duygusal farkındalık oluşturmuş ve psikolojik olarak olgunlaşmalarını sağlamış oluruz.
2) Dolayısıyla empati duygusu kazanmalarını destekleriz. (empati yapabilmek kendi duygularının farkında olmadan mümkün değildir)
3) Kendilerini iyi ve kötü yanlarıyla kabul etmiş özgüven sahibi çocuklar yetiştirmiş oluruz.
4) Başkalarını anlayabilme ve onları da iyi ve kötü yanlarıyla kabul edebilme, böylelikle sağlıklı ilişkiler kurabilme becerilerini geliştirebiliriz.
5) Sizleri her zaman her şeyi söyleyebileceği, onu tüm yanlarıyla kabul edebileceğiniz ebeveynler olarak görmesine fırsat tanımış oluruz.
6) Problemler büyümeden halledilmesini sağlamış oluruz.

Bihter Mutlu Gencer
Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı
ELELE Çocuk ve Aile Psikolojik Danışmanlık, Gelişim ve Eğitim Merkezi
Tel: 0212 2239107

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı