Çocukla kamp macerası

Metin Abi’nin evinden yine kapalı bir havada ve hafif yağmur altında ayrılıyoruz. Yollardaki inşaatlar devam ediyor. Bölgeyi çepeçevre saracak yeni bir set ve kanal sitemi yapılıyor. Bölgede çok sayıda bisiklet turcusu var. Hepsinin ellerinde farklı zamanlardan kalma haritalar, bilgiler, krokiler bir sapakta durmuş nereden gidersek doğru olur konuşuyoruz. Bu nokta bizim atıştırma molamıza denk geldiği için, çok sayıda ekip ile karşılaşıyoruz. Farklı yönlere giden bir kaç ekip geri dönüyor. Bizde böylece bu rotaları elemiş oluyoruz. Sonunda doğru yönü bulabiliyoruz.

Şehir meydanına dikilen çok uzun bir direğin üzerinde suyun geldiği yer işaretlenmiş. İnanılmayacak kadar yüksek bir noktaya ulaşmış sular. Bölgede ne varsa silip süpürmüş.

İnşaatlar, tabela karışıklıkları, yerdeki mıcır, bazen iyice daralan yol ve geçmesi zor kumluk alanlar benim neşemi hiç kaçırmıyor. Bol bol inşaat kepçesi görüp hepsinde durması için babama seslenip duruyorum. Ben içimden yol hep böyle olsa diye geçirirken, bizimkiler asfalt yolları özlüyorlar.

İsviçre’de yediğimiz pahalı tavuktan sonra hazır yemek konusunda hep dikkatli davranmıştık. Bugün öğlen kızarmış tavukları görüp fiyatının da makul olduğunu görünce ufak bir ziyafet çekiyoruz kendimize.

Öğlen ulaştığımız kasabada bu sefer dolduracağımız şey midemiz değil hafızamız. Bisiklet müzesindeki yüzlerce yıllık bisikletlerin arasında hayaller alemine gelmişiz gibi dolaşıyoruz. Burada 130 yaşını aşmış bir çocuk bisikletine binmeme izin veriyor görevli ablalar.

Belki üzerinde 5-6 nesil büyümüş bu bisiklet hâlâ çok yeni görünüyor gözüme. Daha neler yok ki burada, tahtadan yapılmış pedalsız bisikletler, kocaman ön tekerlekli ve zincirsiz ilk bisiklet modelleri. Tarih sırasına konmuş bisiklet modelleri ile günümüze doğru hızlı bir yolculuk yapıyoruz.

Bisikletlerin modeli, yapıldığı malzeme, teknolojisi değişse de herhalde tek bir şey aynı kalmış. “bisikletin verdiği özgürlük duygusu”

Akşam kamp yaptığımız yerin sahibi Türk pasaportunu görünce ben de Makedonyalıyım diyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün Manastır’da okuduğunu kendisinin oralı olduğunu ekliyor. Bundan gurur duyduğu belli. Biz de Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkemizden binlerce km ötede bilinmesinden dolayı gururlanıyoruz.

Erken ulaştığımız kampingde babam çadırımızı kurarken annem beni dışarıdaki otobüslere baktırmaya götürüyor. Burada bir şoför bakışlarımdaki yalvarır hali görmüş olmalı ki, otobüsün kapısını açıp kaptan koltuğuna oturmama izin veriyor. 2011 model yepyeni bir otobüs. Belki bir uçaktaki kadar çok düğme ve ışık var ön tarafında.

Halimi ve ne kadar eğlendiğimi tahmin edersiniz. Peki bundan sonra her otobüs gördüğümde neler olacak, beni nasıl idare edecek bakalım bizimkiler?

31 Temmuz
“İpet Cına”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı