Çocukla gezi hikayesi

Sabah kalktığımızda akşamki kalabalıktan çok az kişi kalmıştı. Başka bir noktada başka bisikletlilerle anıları paylaşmak , yol hakkında bilgi vermek ve kısa ama kalıcı dostluklar kurmak için yine herkes yollara düşmüştü. Babam, karavancılar ve bisikletlilerin dünyada birbirine en çok yardım eden, en çok bilgi paylaşan turistler olduklarını söyledi.

Bizimkiler çadırı toplarken daha dün akşamdan göz koyduğum yanı başımızdaki süs havuzuna gitmek için izin koparmaya başardım. Annem sonucu önceden tahmin edilebilecek bu duruma karşı hemen yedek kıyafetlerimi bir yere ayırdı. Önce havuza uzaktan ufak çakıl taşları attım. Havuzun içindeki rengarenk taşlardan oyulmuş kurbağalar o kadar ilgimi çekti ki birinden diğerine oynarken sonunda üstümü ıslamayı başardım.

Bisikletlilerden bir kaçı anlaşılan burada mola günü vermişlerdi. Ama biz molada olmadığımıza göre artık yola çıkmalıydık. Kahvaltıyı yolda halletmek üzere kampingden çıktık. Ben ve annem babamdan bile uzun ağaçların altında, yemyeşil çimenlerde yuvarlanma oyunu oynarken babam, 3 km kadar uzaktaki başka bir şehre giderek benim için pişmiş yumurta buldu ve geri geldi. Acaba o bir sihirbaz mı ?

Hımm saat ilerlemiş olacak ki hızlıca her şeyi mideme indiriverdim. Yanı başımızdan kocaman bir otoban geçtiği için hemen bunu bir fırsata dönüştüren babam ile hızlıca geçen ve kim bilir nerelere hangi apikopalar ( bisküvi )  götüren hepsine şimdilik mavi dediğim tırları görünce zıplama oyunu oynadık. Tırlar bir kaç on sn gecikse bile ben hile yapıp zıplamaya devam ettim. Ama apikopa tırları ne kadar da çokmuş, yorulunca babam ellerimden tutarak bana yardımcı olmaya başladı. En sonunda gülmekten katılmaya başladım. Oyunumuz çimlerde sırtüstü yatmış şekilde gülerken son buldu.

Ünlü İsviçre çikolatalarının kaynaklarından biri olan inek ahırlarını gördük. Şehir efsanelerinde anlatıldığı gibi İsviçre de öküzlere klasik müzik dinletilmediğini görmek bizimkileri şaşırtmadı. Ancak çok modern ve temiz tesisler vardı. Hayvancılıkla uğraşan bir köyden geçerken bile kokunun az olması annemin ilgisini çekti.

İsviçre tarafındaki bisiklet yollarını ve tabela sistemini beğenmeyen babam, bulduğu ilk köprüden Almanya tarafına geçti. Böyle köprülerden geçerken yaptığımız gibi elime verdiği sahte kılıç ile akıncılar gibi kollarımızı karşıya doğru uzatıp, süvari hücumuna geçtik.

Babam yine yolu karıştırdı. Turumuzun klasiklerinden birisi haline gelen bu durum bizi ilginç yerlere sürüklemeye devam ediyor. Gps nehri yanlış yerde ve hatta bizi bazen nehrin içinde göstermeye devam ediyor. Yaşasın “bıcı bıcı” yı benim gibi seven bir gps imiz var. Nehrin tam kenarında römorkumun ancak sığdığı bir patikadan geçtik. Bir yerde girmeye korkacak kadar çok trafik olan bir yola gelince geri döndük. Babam yaya olarak bir keşif seferine bile gitti geldi.

Öğle uykumdan uyanırken bizimkileri birisi ile konuşurken gördüm. Yine bir bisikletli ile tecrübe alışverişi yaptıklarını düşünürken ahh o da ne ? Bu abinin de benim gibi bir römorku var ama onu taktığı bir bisikleti yok. Peki bu kadar kocaman römorkunu nasıl götürüyor bu abi.
İsminin Manuel olduğunu söyleyen abi, Nuremberg şehrinden yürüyerek ve arkasında römorkunu çekerek yola çıkmış

Daha uyku mahmurluğumu üzerimden atamadım ama bu abinin her şeyi ile farklı olduğunu görebiliyorum.  Kızılderililer gibi bir başlığı, römorkuna takılı uzun bir kaması, römorkun iki yanına taktığı meşaleleri, arkadan sallanan ve tangır tungur ses çıkaran eski bir tenceresi, plastik örtülerle kapattığı römorkunda daha kim bilir neleri var.

O bizim römorku görünce bizimde yük taşıdığımızı sanmış. Ben sesimi çıkarana kadar beni fark etmedi bile . Yükün ben olduğumu görünce bir hayret çığlığı attı.  Bize yoldan topladığı ve bugüne kadar gördüklerimin en büyükleri olan böğürtlenlerden ikram etti. Biz de ona gofret verdik. Türkiye ye gelir sizi de ziyaret ederim bir gün dedi. Bambu adındaki köpeği, gofret versin diye babamın ayaklarına sarıldı sürekli. Bir ara babamın bileklerine hafif diş atınca, babam  tahta römorkun arkasına kaçmak zorunda kaldı. 

Tahta arabası ile gacır gucur sesler çıkartarak Basel’e doğru yola çıkan abiye el sallarken, tam üstümüzden uçaklar yanımızdan araçlar geçiyordu. Annem, “neden bisikletle yoldayız işte yine ortaya çıktı” dedi. Manuel ile tanışmanın, ondan tüm dünyaya yetecek kadar pozitif enerji ve hayat dersi almanın, dünyaya farklı bir açıdan bakma şansı bulmanın tek yolu onunla burada karşılaşmak. Şu anda yukarıdan uçakla, yanımızdan araçla geçenlerin hiçbiri Manuel’in böğürtlenlerinden yeme fırsatı bulamayacak ne yazık.
 

Haritamızda işaretli kampinge yanlış bir tarif sonucu dolambaçlı ve yorucu bir yoldan ulaştık.
Kampingin kapısındaki giriş bariyeri çok ilgimi çekti. Uzun süre buradan geçen arabaların giriş kartlarını gösterip sarı kapının garip sesler çıkararak nasıl açıldığına hayretler içinde baktım. Bizimkiler yaşıma uygun olarak bazı şeylere göstereceğim olağanüstü ilgiden haberdar oldukları için onlarda yanıma oturdu ve bir sonraki arabanın hangi renk olacağı oyununu oynadık.

Az kalan kamp tüpümüz ile yarın için yumurta pişirdikten sonra tulumumda uykuya daldım.


“İpet Cına”

Tibet Çınar.
15 TEMMUZ 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı