Gelişim

Çocuğunuzla rodeo show

Çadırımızın iç katmanına yan duvarından tırmanmış bir sülük gördüğümüzde şaşırdık. Babam çadırın dışına çıktığında çadırın tepesinde de sülük görünce gece ne kadar çok ziyaretçimiz olduğunu anladık.

Çadırımızı mümkün olduğu kadar silip kuruladıktan sonra ileride güneş açınca kurutmak üzere kaldırdık. Kahvaltımızı tam yapamamıştık ve bende atıştırma öğünüm geldiğinde çok acıkmıştım. Buradaki köyler çok küçük olduğu için açık bir market göremedik. Köyün birinde müzikli bir kamyonet geçti yanımızdaki sokaktan. Üzerindeki resimden anladığımız kadarıyla bu gezici bir pastaneymiş. Bizim için ise sanki çöldeki vaha. Aldıklarımızın hepsini daha kamyonet yanımızdan ayrılmadan yemeye başlıyoruz. Muzlu süt bile vardı kamyonette. Değmeyin keyfime.

Artık öğlen uykuma hazırdım. Babamın demir atına takılı bebek koltuğumdan indim ve römorkuma geçtim. Bizimkiler pedallara asılıp ben uyurken mümkün olduğu kadar yol yapma pahasına sıcakta terlemeye ve güneşte yanmaya devam ettiler.

Uyandığımda demir atlarımız bir sürü gerçek atın arasındaydı. Şansın bu kadarı da fazla. Önce eşek ile küçük bir tur attıktan sonra uslu eşeğimi ödüllendirmek için ona taze ot toplayıp yediriyorum. Benim gibi atlamayı zıplamayı, koşmayı çok seven atları izliyorum. Bazı abiler bu çok atlayıp zıplayan atların üzerinde düşmeden durdukları için kupa kazanmışlar. Ödülleri ile yanımızdan geçiyorlar. Ben ödül ve kazanmak deyince kupanın içinde jelibon dolu sanıyorum.

Burada başka hayvanlarda var, unutmadan gördüklerimi sayayım; köpekler, kediler, tavus kuşları, sülünler ve yemek yedirdiğim tavşanlar. Hepsini bir arada görmek beni çok mutlu etti. Bizimkiler buraya çadır kursalar diye düşündüm ama tekrar yola çıktık. Zaten buradaki şenlikte yavaş yavaş toplanıyormuş. Burada bir rodeoshow yapılmış bizde tam sonuna yetişmişiz. Aslında buradan bizim geçtiğimiz yola çıkan bu kadar çok araç olmasaydı burayı belki de hiç görmeden geçebilirdik. Şans, ne güzel hep şanslıyız.

Slovakya’da kamp yada pansiyon bulmak çok kolay değildi. Karanlık yaklaşırken ulaştığımız Muzla isimli kasabadaki otelin uzun süredir kapalı olduğunu öğrendik. Annemin gözünün ucuyla gördüğü küçük bir kağıda gelişigüzel yazılmış “bikecamp” yazısını takip etmeye başladık. Fakat yazı ve işaretler ya devam etmedi ya da biz göremedik.

Acaba neresi diye gezinirken bahçelerinde yemek yiyen çifte yaklaşan babam. “Burasıymış zaten” dedi ve gülmeye başladı. “Şans” diye boşuna demiyorum. Hem de bizimkilerin dediğine göre bu benim şansım.
Çift yemeklerini bıraktılar ve büyük bahçe kapısından bizi içeriye aldılar. İtalyan asıllı aile emekli olduktan sonra buraya yerleşmişler. Bize pansiyonda yer olmadığını çadır kurabileceğimizi söylediler. Dün geceden sonra tam olarak kurumamış olan çadırımızda kalmayı istemediğimizi söyleyince bize kendi çalışma odalarını açtılar. Oradaki çekyata bizimkiler sığardı peki ben ne olacaktım. Yakında bir torun bekleyen tatlı ev sahiplerimiz beni o kadar sevdiler ki, bizim evimizdeki seyahat beşiğimin aynısından bulup getirdiler bir yerlerden. Oleyy, istediğim kadar döne döne uyuyabilecektim demek ki!

Bizimkiler yerleşme ile ilgili işleri yaparken, bu evdeki yeni dedem beni çocuk bahçesine, evin arkasındaki havuza, ateş başında sohbet eden ve ateşte bir şeyler kızartan abi ve ablaların yanına bile götürdü. Her zor günümüzde olduğu gibi bu cennet gibi yer ve bu iyinin iyisi insanlar hızır gibi yetişmişti.

14 yaşını geçmiş arka bacakları artık kendini zor taşıyan ve yürümekte çok zorlanan evin yaşlı köpeği ile de oynadım. Onun zor durumda olduğunu ve hasta olduğunu anlattı bana babam. Bizimkiler normalde köpeklere yaptığım gibi bu köpeği severken sıkıştırmayıp, hassas davrandığıma  ve bu yaşlı dostuma anlamını şu anda bilmesem de “şefkat” gösterdiğime şaşıradursunlar ben bu yolculukta daha neler öğreneceğim kim bilir?

 

“İpet Cına”
Tibet Çınar
6 ağustos 2011

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu