Haber & Röportaj

Çocuğunuz ile seyahat

9 temmuz

“Örtünün altında ne var ? ”

Bizimkiler dün bisiklet sürmediler ve dinlendiler sanıyorlar ama belki göl-park- çadır üçgeninde daha fazla kalori yakmışlardır belki de. Bol oyunlu 2 günün ardından yine yollardayız.

Bugün yine, çok büyük bir  merakla sıkılmadan izlediğim kuğulu Rhein nehrinin kenarından gitmeye devam edeceğiz. Onlara ekmek atmak ve bana doğru hızlı hızlı yüzmelerini izlemek en büyük eğlencem. Annemin ellerinden kurtulup bende yanlarına atlayabilsem keşke. Hihi

Kuğuların yavruları neredeyse siyah, anne ve babaları ise bembeyaz. Annem bana çirkin ördek yavrusu hikayesini anlatıyor. Buradan çıkarmam gereken mesajı henüz tam anlayamasam da, insanları dış görünüşlerine göre sınıflandırmayacak bir birey olmam için atılması gereken ilk adımları attıkları için bizimkilere teşekkür ediyorum. Yavrular son kez tüy değiştirdiklerinde beyaz kuğulara benzeyeceklermiş. Bana da büyüdüğümde saçımın sarı rengi değişir, kıvırcıklığım gider diyorlar, bende şu anda çirkin bir yavru muyum acaba ?

Yağmurlu bir günde yol almaya çalışıyoruz. Koltuğumda değil römorkumda yol almak zorunda kalıyorum. Molalarda inince hemen yağmurluğumu giyiyorum. Yağmurda dolaşmayı bana sevdirdikleri için çok şanslıyım.

Yolda bizim gibi kocaman çantaları ile seyahat eden bisikletliler görüyoruz. Özellikle çocukları olanlar ile durup sohbet ediyoruz bazen. Babam onlara “nerede park olduğunu sorduğunu” söylüyor. Benim için en güzel parkların olduğu yerleri seçiyorlar. Bazen parka gidene kadar olan süre çok uzun olsa da her seferinde başka bir parkta oynamak çok eğlenceli. Ben gördüğüm parkların hepsine rengi ne olursa olsun”mavi payk ” diyorum.

Kahvaltımızı nehir kenarındaki bir bankta yapıyoruz. Merdivenlerden inip çıkıyorum, inip çıkıyorum. Buradan mıknatıslı oltam ile balık tutuyorum. Belki “ouuu” kadar çok tutmuşumdur. Yasemin teyzemin yola çıkmadan hediye ettiği bu oltayı çok seviyorum.

Annemle beraber “kırmızı balık” şarkısını söylüyoruz balık tutmaca oynarken . Balıklarda bu şarkıyı çok seviyorlar. Balıkları kovama topluyorum . Sonra annemle küçük balıkları geri atıyormuş gibi yapıyoruz suya.

Bugün günlerden pazar, marketler bile kapalı. koşan, yürüyen benim gibi şakacıktan değil gerçekten balık tutan  o kadar çok abi ve abla var ki. Nehirde bana balık bırakmayacaklar sandım.

Rehinau kasabasından geçerken Zimmer frei ( boş oda ) yazan bir tabelayı gören babam evin bahçesine dönüveriyor. “Alminya” da bazı köylerde, odası fazla olanlar odalarını kiralayıp bizleri mutlu ediyorlar. Bu evde onlardan birisi.

Bahçede Armin amca ile konuşan babam, annemin yanına geliyor ve son odanın da tutulmuş olduğunu söylüyor. Armin amca, İstanbul Pendik’te bir fabrikada kimyager olarak çalışmış. Türkiye yi de çok seviyormuş. Sohbet güzel ama akşam olmadan kalacak yer ayarlamamız lazım. Armin amca bize sonraki köyü ve oradaki bir kaç pansiyonu tarif ediyor.

Bizde zaten yolumuz üzerindeki köye doğru sürmeye başlıyoruz. Bir 10 dk kadar sonra yanımızda bir korna sesi duyuyoruz ve korna çalan araç az ilerideki yol ayrımında kenara çekiyor. Armin amca bizi gönderdikten sonra vicdanı razı gelmemiş arkamızdan gelmiş, birazda bizi aramış çeşitli yollarda.

Bizimkilere normalde kiralamadıkları kendilerine ait olan eski evi kullanabileceğimizi söylüyor. Özellikle annem çok seviniyor ; çünkü tarif ettiği ev yüzlerce yaşında ve biz bu evlerin içini gerçekten çok merak ediyoruz. Armin amca arabası ile dönüyor. Bize evi bulabilecek miyiz diye soruyor. Bulmaz mıyız ? Hemen gps i kullanarak aynı noktaya geri dönüyoruz.

Kalmamıza izin verdikleri ev, aşağıda iki yukarıda bir odadan oluşan iki katlı ahşap bir bina. Evi ayakta tutan tahtalar, kapılar, demir işlemeleri o kadar eski ki. Annem özellikle mutfaktaki eski döküm sobaya ve toprak ekmek fırınına bayılıyor.

Ben dışarıda Armin amcanın tamir ederek ayağa kaldırdığı eski arabalar ile oynarken annem eski evin mutfağında burada kimlerin yaşadığını , neler konuşulduğunu, hangi hatıraların bu eski evin duvarlarına yansıdığını düşünüyor.

Armin amcanın vosvos ( kaplumbağa ) arabası 60 yaşını geçmiş, hala çok bakımlı ve yeni görünüyor.

Armin amca evin üst katında yatacağımızı söylüyor ve bizi yukarıya çıkarıyor.

Benim yaşımdaki bir çocuk için bazen yapmayı aklımdan bile geçirmediğim bir şeyi bana yaptırmak için tek yapmanız gereken bana o şeyden bahsederek onu bana yasaklamak.

Armin amca da kendi çocuklarını büyüteli çok olduğundan olsa gerek bu önemli noktayı unutmuş görünüyor. Ve beni işaret ederek üzerini bir genişçe bir örtü ile tamamen kapattığı bir nesneyi göstererek “lütfen dikkat edin Tibet karıştırmasın” diye babama tembih ediyor.

Yani bu şu demek ; yeni hedefim bu saatten sonra o örtünün ne olduğunu öğrenmek. 🙂 hihi.

Ne yapıyor ediyor ve bir fırsatını bulup odanın o tarafına doğru yanaşmaya çalışıyorum. Bu uzun bir mücadele , ben ilk seferlerinde başarısız olacağım ama benim de yaşıtlarım gibi uyguladığım en önemli taktik sabır. Bizimkiler elbet bir an boş bulunacaklar ve ben hedefime ulaşacağım. Eh armin amca ahh. Koskoca evde en son bakacağım köşeyi benim aklıma neden düşürdün sanki.

İçim kıpır kıpır o örtünün altında ne olduğunu muhakkak öğrenmeliyim . Uykum vakti geldi, yatağıma da yattım ama , başımı kaldırıp “onu” diye diye aynı yeri 40 kere gösterince bizimkiler anlıyorlar ki, örtüyü açtırmadan uyumayacağım.

Babam beni kucağına alıp , örtünün yanına getirdi ve altında ne olduğunu gösterdi. Bu çok çok eski bir pikapmış meğer. Hemen yanında da dizilmiş yüzlerce plak var. Ben ilk gördüğümde ne ilginç bir tencere diye düşündüm.

Babam plakların pikapa yerleştirildiğinde ses verdiğini ve kendisinin bile teyp ve kaset devri çocuğu olduğunu ve pikapların çok eski ama çok kıymetli eşyalar olduğunu anlattı.

Babam ve annem teyp kasetleri dinleyerek büyümüşler.
Bu yolculukta özellikle çadırda yatmadan önce mp3 dedikleri bir şeyler dinliyorlar.
Ben büyüdüğümde kim bilir hangi aletlerle neler dinliyor olacağım.

“Zaman ne kadar çabuk geçiyor ve ne kadar değerli bir şey” dedi babam. Eskilerin “anı yaşa” dediği bir şey varmış, ileride bana tekrar tekrar anlatacakmış babam. Bu değerli kolleksiyonun örtüsünü yine kapattık. Bir daha da bakmak için ısrar etmedim. Armin amcayı üzmek istemiyordum.

Daha 2 yaşında bile olmayan ben, 250 yaşında bir ev ve 60 yaşında bir araba ve yarım asır evvel kullanılan bir pikap ile tanıştım bugün. Hemen gözlerimi yumdum ve onlar kadar büyümek için uyudum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu