Burak Sergen ile babalık

Cansın doğduktan sonra hayatınız değişti mi?

Işıl Sergen: Cansın on dört aylık oldu, bu on dört ayda hayat baştan sona her şeyiyle değişti. Öncelikle yıllardan beri çok büyük bir keyifle oturduğumuz evimizi değiştirdik, sırf dubleks olduğu için Cansın’a tehlike yaratıyor diye… Uyku saatleri başta olmak üzere, dışarı çıkıp gelme lüksünden Burak’la yalnız geçirdiğimiz saatlere kadar her şey değişime uğradı.

Burak Sergen: Tabii bu bir hayat tarzı biçimi ve bu bir tercih meselesi. Ancak söylemeliyim ki, bu hayat tarzı insana çok şey katıyor. İlk bakışta bir şeyler götürüyormuş gibi gözükse de aslında kazandırdıkları çok. İnsanın içinde olan çocuksuluk, merhamet ve insancıl duygular bir anda ortaya çıkıyor.

Evlendikten on sene sonra bebeğiniz oldu.  Neden bu kadar çok beklediniz?

I.S.: Cansın bizim onuncu yıl hediyemiz. Burak’la bir bebeğimizin olmasını istiyorduk ancak önce bütün alt yapıları hazırlamalıydık, çünkü sonuçta bir insan yetiştirecektik. Bu alt yapıda; Burak’la olan ilişkimizden tutun da çift olarak birçok şeye doymamıza maddi manevi çok şey yatıyordu. Çocuğu yapalım Allah rızkını verir gibi bir düşünceye kesinlikle katılmıyorum.

B.S.: Bence onuncu yıl evliliğin tam oturduğu ve bir meyveye ihtiyaç duyduğu bir zaman. Çiftler birbirini tandımadan çocuk yaptıklarında, o çocuklar sevgisiz büyüyor. Bu yüzden en az bir beş sene sonra çocuk sahibi olunmalı bence.

Sonra nasıl verdiniz bu kararı?

I.S.: Aynı zaman diliminde birçok arkadaşım çocuk sahibi oldu ve ben bundan çok etkilendim. Artık evde bir çocuğun hayalini kurup “Çocuğumuz olsa şu koltukta otururdu” demeye başladım. Sonra oturduk, doğru zaman bu zaman mı diye konuştuk ve karar verdik.

Mutlu haberi aldığınızda neler hissettiniz peki?

B.S.: O anı anlatamam, elim ayağım titremişti.

I.S.: Aslında olay tam olarak şöyle oldu: Evde birtakım eşyaları değiştirdiğimiz bir gündü, ben de evde yapmak üzere test almıştım. Bir sürü usta ve çalışanların olduğu bir gündü.

B.S.: Işıl beni tuvalete çağırdı ve hamile olduğunu söyledi, tam sevinç çığlıkları atacaktım ki, evin tribün gibi kalabalık olduğunu fark ettim. Sonra kendimizi sevinçten dışarı attık.

Hamilelik nasıl geçti peki?

I.S.: Hamileliğim çok keyifli başladı, fakat kokulara karşı çok duyarlı olunca kâbus yaşattı. Daha sonra sürekli uyuduğum bir dönem oldu. Normal doğum yapmak istediğim için yüzmeye başladım, fakat bacağımda birtakım rahatsızlıklar oldu. Sinire baskı olmuş, dört beş ay topallayarak yürümek durumunda kaldım. Kış ayında, gecenin üçünde bacağımı buzlu sulara soktuğumu biliyorum… Tüm bunlara rağmen keyifli yanları da oldu hamileliğimin. Burak, bana kendimi prensesler gibi hissettirdi. Bir kadının o dönemde buna çok ihtiyacı oluyor. Burak açısından da zorluklar oldu tabii, çünkü o dönemde çok değiştim.

B.S.: Evet, benim hamileliğim de zor geçti (gülüyor). Işıl çok değişmişti, benim evlendiğim kadın bu değil diyordum fakat tüm bunların nedeninin hormonlar olduğunu da biliyordum. Biz erkeklerin aynı şeyleri yaşadığını ama kimsenin birbirine bunları itiraf etme cesareti göstermediğini düşünüyorum. Hamilelik döneminde kadının fazlasıyla tolere edilmesi gerekiyor. Çünkü hamilelik çok ağır bir işçilik. Her şeye rağmen bana Cansın’ı verdiği için Işıl’a her zaman teşekkür ederim.

Bu sırada çalışıyor muydunuz?

I.S.: Çalışmıyordum fakat bir oyunun provasına başlamıştık. Hamile olduğumu öğrenince projeyi doğumdan sonraya erteledik. 

Doğumu nasıl gerçekleştirdiniz?

I.S.: Evlendiğim günden beri aklıma normal yapmayı koymuştum ve kendimi hazırlamıştım. Kaldı ki, tiyatrocu olduğum için diyafram nefesimi kullanmayı çok iyi biliyorum. Bu da doğumda çok yardımcı oldu.

Burak Bey, siz doğuma girdiniz mi?

B.S.: Girdim, Işıl’ın elini sürekli olarak tuttum, beraber doğurduk sayılır. Doğum sırasında ne kadar acı çektiğini gördüm.

I.S.: Doğumu Burak’sız yapamazdım herhalde, o anda ona çok ihtiyaç duydum.

B.S.: Doğumda çok enteresan bir durum oldu. Ben Işıl’ın ne kadar acı çektiğini gördükçe bembeyaz olmuştum zaten. Doğumhaneden Kadıköy sahili gözüküyordu, doktorumuz dedi ki, “Işılcım, bak karşıdaki vapuru görüyor musun? O vapur yirmi dakika sonra Karaköy’e gelmiş olacak, hadi vapur gelene kadar bitirelim şu işi!“ Gerçekten de yirmi dakika sonra Cansın doğdu.

I.S.: Oğlumu yetiştirdim vapura (gülüyor). Ve kesinlikle herkese ama herkese normal doğumu öneriyorum.

Oysa ki günümüzde en çok sezaryen doğum tercih ediliyor, doktorlar tarafından bile…

I.S: Benim doktorum normal doğum konusunda tamamiyle arkamdaydı, çok destek verdi. On kere çocuğum olsa yine normal doğururdum. Çünkü doğum yaptım diyebilmeniz için normal doğum yapmak gerekiyor, diğeri sadece bir ameliyat ve müdahale yöntemi, doğum değil. Ayrıca bebeğim doğduğunda kendimdeydim, doğumdan iki saat sonra sütüm geldi. Bunlar çok önemli bence.

Cansın’ı ilk kucağımıza aldığınızda neler hissettiniz?

I.S.: Zaten daha göbek bağı kesilmeden kucağıma verdiler. Burak’la aynı anda ağlamaya başladık, kucağımızdaki çok güzel bir şeydi… Yıkamak için kucağımdan aldıklarında “Verin onu bana” diye bağırmaya başladım, bakmaya doyamamıştım.

B.S.: Şimdi bile gözlerim doluyor. Cansın’ı ilk kucağıma aldığımda ona bakarak “Mutluluğun babasıyım!” dedim. Acayip bir duyguydu, tarif edilemez. Erkekler genelde bu süreci doğumhanenin önünde bekleyerek geçirmek isterler, ama doğuma girmeleri gerekir. Hem kadının ne kadar güçlü hem de doğanın onlara verdiği doğurganlığın ne kadar muhteşem bir şey olduğunu görmek için. Doğumdan sonra Işıl’a tekrar aşık oldum.

İlk kırk gün nasıl geçti?

I.S.: İlk bir hafta benim annem ve Burak’ın annesi bizimle birlikteydi. Fakat sonra Burak’la birlikte baktık Cansın’a. Geceleri her saat başı Burak’la kalkıp Cansın’ın altını değiştiriyorduk. Bir de sünnet yaptırdık ilk gün, onun bakımını birlikte yaptık. Aslına bakarsanız hiç kolay değil. Düşünsenize alt değiştirmeyi bilmeyen iki insan, ağlayan bir bebek ve saat gecenin dördü.

B.S.: İşin ilginç yanı, doğanın çiftlere vermiş olduğu bir şey olsa gerek; her şeyi hemen öğreniyorsunuz.

I.S.: Şu an bunlar bize çok komik gelse de o zamanlar çok zor problemlerdi. Hele ki ilk banyosunu yaptırana kadar canımız çıktı. Beş dakikalık bir banyoyu biz iki kişi kırk dakikada zor yaptırdık. İlk banyoyu yaptırıken Burak’la on kilo vermişizdir.

Hamileliğinizde kaç kilo aldınız?

I.S.: Hamile kaldığımda çok zayıftım, bu yüzden epey kilo aldım. 24 kilo kadar. Doğumda zaten altı kilo vermiştim. Bir yıl içinde beş kilo daha verdim, ama bir beş kilo fazlalığım daha var.

Hâlâ emziriyor musunuz?

I.S.: İlk altı ay emzirebildim. Cansın’ın inek sütüne alerjisi çıktı. Bu yüzden inek sütü içeren tüm gıdaları kesmek durumunda kaldım. Altı ay sonra da Cansın yavaş yavaş memeden uzaklaştı. Şimdi de elimden geldiği kadar iyi beslemeye çalışıyorum çocuğumu.

Adını nasıl koydunuz?

I.S.: Evlendiğimizden beri eğer oğlumuz olursa adı Cansın olsun derdik. Ama bunu ilk kim dedi onu bulamıyoruz.

B.S.: Ben bu ismi kendimin bulduğunu iddia ederken Işıl kendinin bulduğunu söylüyor. Diğer taraftan teyzesi, hayır ben bulmuştum diyor. Böyle karışık bir durum aslında.

Peki çocuğunuz erkek mi olsun istiyordunuz?

I.S.: İtiraf ediyoruz, biz çift olarak kızımızın olmasını istiyorduk. Ama şimdi on tane çocuğum olsa onunun da erkek olmasını isterim.

B.S.: Gönlümüzde yatan bir kızımızın olmasıydı. Bu yaştan sonra kızımla şöyle güzelce otururum, erkeğin peşinden koşmam diyordum ama şimdi iyi ki erkek olmuş diyorum. Çünkü Cansın beni yirmi yıl geriye döndürdü.

Belki bundan sonraki çocuğunuz kız olur!

I.S.: Allah Cansın’ımıza uzun ömürler versin, başka çocuk düşünmüyoruz. Bazen düşünüyorum ileride Cansın’ın bir kardeşe ihtiyacı olur mu diye. Çünkü kardeşle bir şey paylaşmanın çok güzel bir duygu olduğunu biliyorum.

Burak Bey, siz oğlunuzun sporcu olmasını istiyormuşsunuz, doğru mu?

B.S.: Evet, eğer sporcu olursa hayatı boyunca sağlıklı olur. Düzenli bir yemek sistemi olur, vücudu hep fit olur, kötü alışkanlıklara yönelmez, kısacası hayatı temiz olur diye düşünüyorum. Ayrıca sporcular gerçekten ahlaklı insanlar bence. Onun iyiliği için sporcu olmasını istiyorum.

Cansın, sporcu olmayı tercih etmedi diyelim, hayal kırıklığına uğrar mısınız?

B.S.: Uğrarım tabii. Ama hemen de bu durumdan kurtulurum.

I.S.: Cansın nasıl mutlu olacaksa onu olsun istiyorum.

B.S: Tabii ben de, ama sporcu olursa iyi olur (gülüyor).

Ya sanatçı olmak isterse?

I.S.: Ülkemizde sanata değer verilmediği için, çocuğumun değer verildiği yerde sanat yapmasını isterim. Ya da hiç yapmasın. Ben aslında Cansın’ın rockçı olmasını istiyorum. Şaka bir yana, nasıl mutlu olacaksa öyle olsun.

Söyleşi Müge Serçek
Fotoğraf Tuna Yılmaz

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı