Hastalıklar

Bebeklerde işitme sorunları

Araştırmalara göre her 1000 bebekten 1 ila 3’ü çeşitli derecelerde işitme kaybıyla doğmaktadır. Literatürde, doğuştan her iki kulağında ileri-çok ileri derecede sensorinöral işitme kaybı olma yaygınlığı 1000’de 1-2 olarak verilmiştir. Bu oran, işitme kaybı açısından risk taşıyan bebekler için % 2.5 ile % 10 arasında değişmektedir. Ailede işitme kaybı hikayesi olması, işitme kaybı açısından risk oluşturan durumların başında gelmektedir. Annenin hamilelikte geçirdiği bazı hastalıklar, bebeğin yeni doğan yoğun bakım ünitesinde kalmış olması, düşük doğum kilosu, kulak deformitesi ve hiperbilirübinemi (sarılığın çok yükselmesi) diğer önemli risk faktörlerindendir.

İşitme kaybı konusunda en önemli nokta erken ve doğru teşhistir. Çok hafif derecedeki işitme kayıpları bile iletişimde ifade ve anlama bozukluğuna sebep olarak çocuğun konuşmayı öğrenme sürecinde büyük sorun yaratır. Ayrıca bilişsel, sosyal, duygusal gelişimini ve ilerideki okul başarısını olumsuz yönde etkiler. 2-3 dakika süren ve bebeğin doğal uykusunda yapılan bir işitme taramasıyla, işitmede herhangi bir problemi olup olmadığını anlamak mümkündür. Üstelik bu test 24 saatini doldurmuş her bebeğe yapılabilir ve hiçbir şekilde canını acıtmaz. Türkiye’de işitme kaybının görülme sıklığı, her yenidoğana zorunlu olarak testi yapılan fenilketonüri hastalığının görülme sıklığından çok daha fazladır. A.B.D’de her yenidoğana zorunlu olarak işitme taraması yapılırken, ülkemizde maalesef bu testin yapılması henüz zorunlu hale getirilmemiştir. Bu nedenle, bebeğin işitmesiyle ilgili bir problem olup olmadığını anlamak, onunla en uzun süre vakit geçiren kişiler olan ebeveyinlerine düşer.

Anne-babalar, işitme ve konuşma gelişimi açısından hangi yaş bebeğinden nasıl bir davranış beklenmesi gerektiğini bilirlerse, bir problem olduğunu fark etmeleri çok daha kolay ve çabuk olacaktır.

  Yeni doğmuş bebekler; sadece ağlarlar, çok yüksek ve ani seslere tepki verirler.

  2-3 aylık bebekler; gülerler, çok basit bazı sesleri çıkarmaya başlarlar. (Örneğin; “gooo” gibi). Tanıdıkları kişilerin seslerini tanırlar ve sesdeki tonlama farklılıklarını algılamaya başlarlar.

  4 aydan 6 aylığa kadar olan bebekler; seslendiğinizde, gürültü olduğunda veya müzik sesi duyduğunda ağlamaya başlarlar, ya da hareket halindeyse dururlar. Ani bir yüksek ses duyduklarında sıçrarlar, ses kaynağına doğru yönelirler.

  6 aylıkla 12 aylık arasında olan bebekler; ayak sesi, telefon çalması, çatal-bıçak sesi gibi seslere tepki gösterirler. Yavaş yavaş “ma-ma-ma, ba-ba-ba” gibi sesler çıkarmaya başlarlar. İletişim kurmak için bazı mimik ve jestler yapmaya başlarlar.

  12 aylıktan itibaren bebekler; kendi ismini tanır. “Hayır” dendiğinde anlar ve basit sözel emirlerinizi yerine getirir. (Örneğin; “Burnunu göster.”, “Anne nerede?”, “Oyuncağını ver.” gibi.)

  12 aylık-18 aylık arasındaki bebekler; sizin çıkardığınız sesleri doğru olarak taklit eder ve hatta ilk anlamlı kelimelerini söylerler.

  24 aylığa kadar, çocuğa resimini gösterdiğiniz beş nesnenin adını doğru olarak tanımalıdır. En az 20 kelime kullanır ve kelimeleri birleştirerek kısa cümleler kurmaya başlar. (Örneğin; “Baba gitti.”, “Bana su.”, “Daha çok meyve suyu.” gibi.)

  3 yaş çocuğu, basit ritm ve şarkıların bazı kısımlarını tekrarlar, “benim-senin”, “içinde-dışında”, “büyük-küçük” gibi sözcüklerin anlamlarını bilir ve bunları kullanır. Bazı basit sorulara cevap verebilir. (Örneğin; “Adın ne?”, “Ne uçar?” gibi.)

  4 yaş çocuğu, 3-5 kelimelik cümleler kullanır. Çok fazla soru sorar. Kekelemeksizin akıcı konuşur.

  5 yaş çocuğu, bir olay hakkında sizinle karşılıklı konuşmaya devam edebilir. Ses tonu normal olmalıdır ve başkaları çocuğunuzun söylediği hemen hemen herşeyi anlayabilmelidir.

  3-5 yaş arasındaki çocukların, anne-babalarının söylediklerini takip etmekte zorlanmaları ve sürekli tekrar edilmesini istemeleri, dikkatlerinin çok çabuk dağılması, televizyonun veya radyonun sesini çok fazla açmak veya yakından izlemek istemeleri işitme kaybı açısından dikkat çekicidir. Bu yaş grubu çocukları ana okulu yaşına gelmiş olanlardır. Bu nedenle ana okulu öğretmeninin çocukla ilgili gözlemleri de, herhangi bir problemi teşhis etmede önemli rol oynayacaktır.

Bebeğe doğar doğaz işitme taraması yapılmadıysa, anne-babaların işitme ve konuşma gelişimini yakından takip edip, herhangi bir problem olduğunu hissettikleri anda bir odyoloji uzmanına başvurmaları gerekir. Erken teşhis konusunda özellikle Kulak Burun Boğaz ve Pediatri hekimlerine de önemli görev düşmektedir. En ideal olanı, bütün yenidoğanların ilk üç ay içinde işitme taramasından geçirilmesi, tarama testinden geçemeyenlere ileri odyolojik tetkik yapılması ve işitme kaybı tanısı koyulan bebeklerde 6 aylık olmadan önce işitme aleti uygulamasına geçilmesidir.

İşitme kaybı zamanında ve doğru teşhis edilir ve hemen uygun işitme aletine geçilirse, yoğun bir işitsel-sözel eğitim verilerek işitme kayıplı çocuğun konuşma gelişmesinde normal yaşıtlarını yakalaması söz konusudur. İşitme kayıplı çocuklara, kavram gelişimini sağlayacak, çocukla bol bol konuşmayı gerektiren ve neredeyse çocuğun uyanık olduğu her dakika verilecek bire-bir anne-baba eğitimi gerekir. Çocuğa eğitim verilen odada, onun dikkatini dağıtacak herhangi bir işitsel uyaran (radyo, TV gibi) olmamalıdır. Zaten konuşmayı öğrenmede kritik yaş kabul edilen 2-4 yaş arasındaki tüm çocuklarda, gereğinden fazla işitsel ve görsel uyarana maruz kalmanın konuşma gelişimini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Çocuğun bulunduğu odada tüm gün radyo veya TV’nin açık bırakılması, konşuma gelişimine zarar verebilir.

Bebeğinde işitme kaybı teşhis edilmiş anne babalarin, bebekle bire bir kavram gelişimini hedefleyen oyunlar oynaması işitsel-sözel eğitimin temelini oluşturur. Diğer dikkat edilmesi gereken noktalar; sorunu kabullenmek, işitme cihazını kullandırma konusunda kararlı olmak ve anne babanın eğitimle ilgili konularda fikir birliğine varmış olmasıdır. Bu noktada karşılaşılan en büyük sorun; özellikle aynı evde yaşayan aile büyükleri tarafından çocuğun engelli bir birey olarak değerlendirilmesi ve her isteğinin yerine getirilmesidir. Bu davranış çocukta disiplin problemine yol açmakta ve eğitim verilmesini zorlaştırmaktadır.

Anne-babaların bu konuda bilinçlenmesini istemekteki temel amaç, erken teşhis, uygun işitme cihazı ve doğru eğitimle, işitme kayıplı çocukların konuşma gelişiminin sağlanması ve topluma kazandırılmasıdır.

Zeynep Gence, M.Sc.

Odyoloji Uzmanı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu