Bebek Ekle

vavi bisim

Sabah uyandığımda bu günün benim için ne kadar mutlu geçeceğini tahmin edemiyordum. Bugün mucize gibi bir tesadüf yaşayacakmışız meğer. Annemle birlikte dün gece ben bıcı bıcı yaparken bir yandan da yıkamaya başladığımız çamaşırlarım balkona asılmış ve sabah güneşi ile kurumaya başlamıştı bile. Çamaşır toplarken anneme yardımcı oldum. Katlarken bile şirinlikler yapıp eğlendik. Babam bu sırada otelin bodrumundan bisikletlerimizi çıkarttı ve hazırladı.

Kahvaltı için bir marketin bahçesindeki çınar ağacının altını seçtiğimizi ancak babamla uçak yılanı ( uçak izi ) oynamak için yere yattığımızda fark ettik. Bir minibüs dolusu abi marketin girişine park ettiler ve yüksek sesle müzik dinlemeye ve dans etmeye başladılar. Arabalarına koşup binmek istedim. İçi fıs fıs boyalarla boyanmış, rengarenk, aslında her şeyiyle garip görünüşlü ve çok eski bir karavana benziyordu.  Abilerden birisi daha önce Türkiye'ye gelmiş. Bana "aşkım " dedi. Merhaba ve güle güle kelimelerini de hatırlıyormuş. Türkçeyi benim kadar komik konuşan bu çok esmerleşmiş abiyi çok sevdim. Beni o renkli teneke yığınının içine bindirdiler. Başıma bir tane de şapka takıverdiler. Bu şapka bir korsan şapkasıydı. Abiler Babama Hollanda'dan bu araçla geldiklerini söylerken gururlanıyorlardı.  Babam bizim yolculuğumuzun nereden başlayıp nerelere uzandığını ve uzaktaki bisikletlerimizi gösterince kendi hallerine çok güldüler ve bizi defalarca tebrik ettiler. Bizde onları tebrik ettik, içlerinde birer gezgin olduğu belliydi. Araçları farklı olsa bile aynı ruhla yollardaydık.

Bu abilere de Türkiye'deki adresimizi verdik. Bir gün gelirlerse "aşkım " diye diye güler oynarız hep beraber.

Bratislava'dan çıkmak için bu hiçte küçük olmayan şehri dolaşırken yanımızdan tramvaylar geçiyor ve körüklü otobüslerle yarışıyorduk. Yine bilmem hangi içgüdüler bizi bir sokağa sürükledi ve babam tramvaylarla bisilerimizi aynı karede yakalamak için bir yerde durmuşken birde gördük ki arkamızdaki mağaza bir oyuncakçıymış.

İşte bu benim için ufak bir mucizenin ilk anlarıydı. Aslında Bratislava kalesine doğru ilerliyorduk ama artık bir oyuncak mağazasını fethetme fırsatım vardı. İçeriye daldık ve her şeye bakmaya başladık. Bisilerimizin taşıyamayacağı kadar çok oyuncak almak istiyordum buradan. Mağazanın en arkasında Viyana'da bindiğim küçük bisinin aynısını görünce bir kovboyun atının eğerine atlaması gibi üzerine uçuverdim. Artık başka hiçbir oyuncak ilgimi çekmiyordu. Babam bana kasadaki ablaya vermem için para verdi. Daha sıra bize gelmeden parayı kasanın yanına atıp hızla dışarı koştum. Annem bisikletlerimizin başında dışarıda beklediği için elimde Viyana'daki bisinin aynısı ile çıkınca bir an şaşırıp kaldı. Kim tutar beni artık. Neşem tüm sokağa yayıldı, her yöne doğru sürdüm de sürdüm. Tramvay yolu olduğu için araç geçişine kapalı bu caddede keyfimce gezdim. Vavi ( mavi )  Bisim benim sırça köşkümde asılı olarak bizimle gelecekti bundan sonra. Gün içinde her molada bisim ve ben birlikte olacaktık.

Öğlen yemeği molamızda boyuma uygun minik bir sandalyede keyfime keyif kattı. Minik bisim inmeden olur mu, benzinliğin köpeğini bisimle kovaladım durdum. Minik sandalyeyi de römorkumun arkasına takmak istedim ama o satılık bir şey değilmiş. Bugün yolda gördüğümüz bir karpuzcudan dilimle karpuz aldık.  Aynı manavdan zeytinyağı ve bazı sebzeler de alan annem akşama bizim için bir sürpriz hazırlıyordu aklında.

Sonra yola devam ettik. Slovakya’da da nehrin kenarından giden setlerin üzerinde bisiklet yolları vardı. Fakat bu yollara arabalar girmesin diye konmuş olan demirler o kadar dardı ki benim iki tekerlekli olan sırça köşküm bu demirlerin arasından geçemiyordu. Bu demir bariyerlerden biri ikisi derken onlarca hatta yüzlercesinin yolumuzda olduğunu anladığımızda bugünkü hedefimize ulaşamayacağımız ortaya çıktı. Çünkü her engelde römorkumu bisikletten ayırmak, çok dar olanlarında beni indirmek ve hepsinden engelin üzerinden geçmesi için römorkun bir tekerleğini kaldırmak gerekiyordu. Bu durum benim için daha çok mola demekti ve çok da hoşuma gidiyordu ama bizimkiler Almanya'nın bisiklet yollarını şimdiden özlemeye başlamışlardı.

Hava kararmaya başladığı ve yakında hiçbir kamping ve pansiyon bulunmadığı için tek çare olarak, tek kelime bile ortak dil kullanamadığımız bir teyze ile el kol işaretleri ile anlaşarak onun evinin karşısındaki çimenliğe çadır kurma izni aldık. Bu bizim bir kamping dışındaki ilk çadır kuruşumuz olacaktı. Teyze den gece için su da alınca başka bir ihtiyacımız kalmamıştı. Babamın yine kelimelerle değil el kol işaretleri ile suyu tarif etmeye çalışırkenki hali çok komikti.

Bulunduğumuz koordinatları her ihtimale karşı sms ile Halil abiye göndermeyi ihmal etmedik. Bizimkilerin dediği gibi "tedbir iyidir, daha çok tedbir daha iyidir" . Annem sebzeleri soyup kavurmaya, soğanları pembeleştirmeye başlayınca babamda bende meraklandık. Sonra tencereye bulgurda konunca günün son sürprizi ortaya çıkmış oldu. Annem bu şartlarda bile her zaman harika yaptığı sebzeli bulgur pilavını ve taze yoğurdu bir ziyafet olarak önümüze serivermişti. Sonra yine matlar şişti, uyku tulumları sıcak tutsun diye havalandırıldı, çantaların hepsi çadırın bagaj bölümüne alındı, işler daha devam ederken ben mavişimi aldım ve emziğimle yine rüyalar ülkesine daldım gittim.

Annem arada çadırın üzerinde biriken su damlalarını silkelerken, babam dışarı çıkıp etrafı şöyle bir kolaçan ederken hiç uyanmadım. Bizimkiler açıkta olduğumuz için kısa "tilki uykuları" ile sabahı etmişler. Ben yolculuğumuzun başından beri bizimle olan oyuncak kutup ayım Knut gibi sanki kış uykusundaymış gibi rahat uyudum.

"İpet Cına"
Tibet Çınar
5 ağustos 2011

Sizde Yorum Yapın!

Yorum yazabilmeniz için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Üye girişi yapın veya kayıt olun.
Bebekler

Aramıza Katılın

Bebek

Bebek.com Ailesine Hoşgeldiniz!

Anne adayı mısınız? Yoksa Bebeğiniz Yolda mı? Hamileyseniz son adet tarihinizi, bebeğiniz varsa lütfen bebeğinizin doğum tarihini giriniz.

E-Posta Adresiniz:

Giriş Yap

5000'e yakın isim seçeneği ve anlamlarıyla birlikte arayabilirsiniz...