admin

TEOG’un ardından...

04.05.2015

2 kişi beğendi. 5,00/5 ortalama puan. 

Oğlum 7. sınıftayken baktım çevrede bir telaş başladı. Hiç üstüne düşmedim. Nasılsa seneye yine bir şeyler değişir; başımıza geldiğinde anlarız diye düşündüm. Sonra geldik 8. sınıfa. Sistemi, durumu anlamaya çalıştık önce. Araştırdık. Okulla, öğretmenlerle ve çevremizdeki herkesle konuştuk. Sonra oturduk düşündük. Yiğit’e sorduk. Sadece liseyi değil, üniversiteyi ve sonrasını düşündük. Yiğit’in neler yapmak istediğini, hayallerini keşfetmesine yardımcı olmaya çalıştık.(Bu arada Yiğit bir özel okula gidiyor ama 7. ve 8. sınıfları başarı bursu katkısıyla okudu.)

Elbette benim şu an yapmakta olduğum iş bize çok fayda sağladı. Hem iş dünyasına hem üniversitelere, öğrencilere yakın olmam, anne babalarla çalışmam birçok şeyi kafamda çoktan yerleştirmişti. Geldiğim sonuç ise şuydu: Önemli olan çocukları hayata hazırlamak! Uğraşmak isteyecekleri konuları, tutkuyla bağlanacakları alanları bulup peşinden gitmelerini sağlamak. Bunu yaparken de kendi ayakları üzerinde durabilmelerini öğretmek. Gerisi teferruat...Teog gelir, meog gider...

Buradan: “Sınavları umursamayın.” diyorum sanmayın. Sınavlar her zaman olacak. Ben de lise için, üniversite için sınavlardan geçmiş bir neslin parçasıyım. Hatta sonrasında yüksek lisans için, kariyerim için çok sınava girdim. Temel soru; sınavın neye hizmet ettiği, hayaline, hedefine giden yolda seni nereye taşıyacağı. Bu net ise geceni gündüzüne katıp başarmak için çalışırsın, çaba sarfedersin.

Bu bakış açısıyla değerlendirdiğimizde biz TEOG’un Yiğit için bir amaca hizmet etmeyeceğine karar verdik. Yani hayatını durdurup buna odaklanmasına gerek görmedik. Tam tersi bunun saçma olacağını düşündük. Zira TEOG bir eleme sınavı değil. Ama sonuçları bunu doğruyor. Böyle olunca da 4000 küsur çocuğun tam puan olduğu bir sınavdan, gayretin değil, kontrol dışındaki birçok faktörün başarıyı belirlediği bir sistemden bahsediyoruz. Bir de tabii torpille hakkının yenmesi durumunu da gözönüne almak lazım ki en yüksek puanla öğrenci alan 2 okulda yaşananları herkes biliyor. Sonuç olarak biz ne oğlumuzu, ne de anne baba olarak kendimizi bu anlamsız yarış içine sokmamaya karar verdik! Yiğit şu an okuduğu okulun lisesine devam edecekti. Hedefi ise ilk 20 içine girip başarı bursu almaktı. Dershaneye gitmeyecekti. Önceki seneler olduğu gibi okulunun sağladığı çalışma düzeninde çalışacaktı. Sporu bırakmayacaktı, antrenmanlarına haftada 4 gün devam edecekti. Hobilerine, kendisine zaman ayırmaya devam edecekti. Bunun altındaki gizli öğretiler ise; herkesin izlemediği yolda kendi hedefini çiz ve devam et. Hayatta birçok şeyi aynı anda yapacaksın; biri içi diğeri bırakılmaz. İş hayatına girdiğinde de spor yapacak, hobilerine ve sevdiklerine zaman ayıracak ve yoğun çalışacaksın...Bu gizli hedeflerin hayat için çok daha gerekli olduğu açık!

Biz tüm bu kararları aldık ama en başlarda doğru mu yapıyoruz diye epey bir gidip geldik... En başta Yiğit. Okulun başladığı ilk haftalarda: “Ben niye dershaneye gitmiyorum?” “Benim hedef okulum niye...değil?” “Okulumda devam edecek olmam başarısızlık mı demek?” gibi birçok soruyla geldi her gün. Her seferinde hep birlikte baştan düşündük, konuştuk ve aynı noktaya geldik. Ondan sonrası kolay oldu. Yiğit de memnun olmaya başladı durumdan. Hatta diyebilirim ki kendini daha özel bile hissetti. Ben ise daha çok uzaydan gelmiş gibi karşılandım veliler arasında! :) İçten içe de eminim: "Çocuğunun geleceğini düşünmüyor, umursamıyor, ne kadar ilgisiz..." yorumları da almışımdır!

Bu tecrübeler bir anne olarak paylaşımlarım. Şimdi bir koç şapkasıyla bakınca bu yaşananların sadece bir tercih ve karar olduğunu vurgulamam lazım. Doğru veya yanlış yok bunda. Her çocuk farklı; her aile de... Ancak anne babaların biraz daha yukarıda yazdıklarımı sorgulamaları gerektiğini düşünüyorum. Tek başına bir liseye girmek bir çocuğun hayatında derinden bir değişiklik yaratır mı iyi anlamak ve bunun için verilecek ödünleri de değerlendirmek lazım. Yani tüm bunlara değer mi? Gördüğüm kadarıyla genelde 2 temel hedefi oluyor ailelerin. Birincisi; adı belli o çok iyi okullara girsin çocukları. İkincisi de Anadolu Lisesi'ne/ Fen Lisesi'ne girsin. Her ikisinde de maddi manevi birçok değişken var. Bu değişkenler yeterince irdelenmişse, çocuk ve aile için gerçekçi ve anlamlı değerlendirmeler yapılıp kararlar alınmışsa... Diyecek hiç birşeyim yok. Ama sadece çocuğuna ve kendisine etiket olsun diye, havalı diye, parası yüzünden kararlar veriliyorsa... O zaman yazık, gerçekten çok yazık...
Ben sordum çok aileye. TEOG ile hedef okul tamam da sebebi ne? Neden hedefiniz bu okul? Altında ne var? Çocuğunuz ne yapmak istiyor hayatta? Çok tatmin edici cevaplar aldığımı söyleyemeyeceğim. Hele çocuklara sorduğumda... Bir süre sonra kendi de bilmiyor çocuk inanın neye niye koşup durduğunu! Bir yerde kulak misafiri olduğum şu konuşma her şeyi özetliyor: “Çocuğum çok iyi durumda her dersten tam yapıyor. Tabii biraz zorlanıyor, psikolojik destek alıyoruz. E normal alışacaklar, öğrenecekler bu zorlukları!”

Sona gelmeden bizim taraftaki son anektodu da anlatayım: Yiğit TEOG’dan önceki 5 gün İstanbul’da ilk kez yapılan uluslarası bir tenis turnuvasında top toplayıcı olarak görevliydi. Her gün sabah çıkıp akşam yorgun şekilde eve geldiği bir program geçirdi. Hele TEOG'tan önceki gece eve 10:00’da gelebildi. Sorumluluklarını yerine getirebilmeyi, birçok şeyi yönetebilmeyi, yönetememeyi, stresi... Ve daha birçok şeyi yaşadı.

Bence bu bile onun için TEOG kadar önemli bir kazanım oldu.

Çocuklar en değerli varlıklarımız geleceğimiz... Her zaman her yerde dile getirdiğimiz mutlu olsunlar, huzurlu olsunlar söylemlerinin altını biraz daha doldurarak onlara yol çizebilirsek her şey daha güzel olacak. Bir de kısa dönemli sonuçlar kadar uzun soluklu kazanımlara daha fazla odaklanırsak...

Yaşasın TEOG bitti... Herkese geçmiş olsun... Hayat devam ediyor!
 
Figen Küçükkoner Kırca
Çalışan Anne Destek Merkezi
www.lifefocus-tr.com
figen.kirca@lifefocus-tr.com
facebook: Ebeveyn Koçu Figen Kırca
twitter: @Coachfigen
 
 

Yorumlar